Ey insanlar! Ben yeni bir yol koyucu değil, benden önceki yolu takip ediciyim. Eğer bu işi güzel yaparsam, bana yardımcı olunuz. Eğer o yoldan çıkarsam, bana engel olunuz. Böyle diyor ve Allah’tan benim ve sizin için bağışlanma diliyorum.”10
Görüldüğü gibi, Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) işin başında halife olmaya asla razı değildir. Ancak Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefatı, Müslümanları iyiden iyiye sarstığı için ümmet arasında bir ayrılık ve şikak olabilir endişesiyle bir halifenin seçilmesi zaruretine binaen o bu ağır yükün altına girmiştir.
Aslında, muhtemelen Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Hz. Ömer veya Ebû Ubeyde b. Cerrah’ın halife olmalarını cemaate teklif etmek için oraya gelmişti. Ancak Hz. Ömer (radıyallâhu anh), isabetli bir kararla, Hz. Ebû Bekir’e (radıyallâhu anh) biat ettiğini ilan edince, arkadan da Ebû Ubeyde ve diğerleri onu takip etmiş, sonra da onun isteksizliğine karşı, “Hayır, halife sensin! Evet, bu işe en lâyık olan sensin!” diyerek ona biatlarını bildirmişlerdi.
Bunun üzerine o müstesna zat, tarihe, “Dur, beni dinle!” enginliğinde olan yukarıda aktardığımız sözleri söylemişti:
İşte, İslâm’daki idare anlayışı! Biz bu anlayışta şu hakikatleri görüyoruz: Emir, Hâkim-i Mutlak’ın hâkimiyeti altındadır. Toplum da Hâkim-i Mutlak’ın hâkimiyetini kabul edecek kadar uyanık, vicdanlı ve hâdiseler karşısında olabildiğine duyarlı ve olabildiğine titizdirler.
Evet, o toplum, şayet Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) Allah’a isyan etse, çok rahatlıkla, “Sen aşağıya in, başkası halife olsun!” diyecek seviyededir.
Dipnotlar
- 10 Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl 5/601; İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 6/82.