Dahası, bu sınıfların hâkimiyeti insanın sadece maddî yapısıyla sınırlı kalmamış; sultaları altındaki insanların beyin, kalb ve vicdanlarıyla da oynamış; onları süflî duygularının en pespâyesiyle kirletmişlerdir. Bu ise, insanlık adına işlenmiş en büyük bir cinayet veya cinayetler silsilesidir.
İnsanoğlunun, hâkimiyeti, vahyin aydınlık dünyasına göre mutlak muktedir olan Hz. Allah’a değil de belirli bir zümre veya sınıfa verdiğinde ortaya çıkacak olan problemleri ve insanlık adına işlenecek cinayetleri saymak mümkün değildir.
Evet, belli sınıf ve zümrelerin hâkim güç olarak kabulü bahis mevzuu olunca, her sınıf kendi liderini, kendi tabusunu, kendi putunu getirip ortaya koyacak ve tek merci olarak sadece onu gösterecek ve hayatını onun despotluğuna sığınarak sürdürmeye çalışacaktır. Bu da insanlığın ruhen ve kalben esir olması demektir.
Yine bir zalim zümre, insanların duygu, düşünce ve imanları ile uğraşacak; koskoca bir nesli dinsiz yapabilmek için bütün imkân ve fırsatları kullanacaktır. Allah’ı inkâr yolunda münkirler, mülhitler yetiştirecek ve içtimaî hâdiselerin zimamını böylelerine teslim edecektir.
Bir diğer sistem, hâkimiyeti sözde millete verirken, bir başkası daha değişik mevhum bir ilâhı hâkim sayacaktır.
Vâkıa, bunlar, meseleleri bir kısım sûrî kanunlara dayandırarak, işlerini sürekli o sûrî kanunlar üzerinde yürütmeye çalışacak ve halkı bu yolla iğfal ve idlâl edeceklerdir, ama bütün bunlar, bir aldatmacadan ibaret kalacak ve asla uzun ömürlü olmayacaktır.