Evet, Abdurrahman Gâfikî’nin başına Charles Martel’in kılıcı kalkıp inerken, beri tarafta başka bir mü’min başını tutup inlemiş; Çanakkale, Trablusgarp veya başka bir yerde Türk ordusu zulme uğrayınca, âlem-i İslâm’ın diğer yerlerinde aynı duygular köpük köpük yaşanmış ve sineler hep hıçkırıklarla inlemiştir.
İslâm, bütün prensipleriyle, en küçük daireden başlayarak en geniş daireye kadar bu kardeşliği hem de en sağlam şekilde tesis etmiştir. İslâm kardeşliğinin en önemli esası inanmaktır. “Ancak inananlar kardeştir.”20 beyanı bunun en sadık şahididir. Evet, o, hiçbir ayırım gözetmeden önce bütün inananları kardeş kabul eder.
Bu kardeşlikte o, kral ile kapıcıyı aynı safta, yan yana ve omuz omuza, aynı şartlar altında ve ubûdiyet şuuruyla birbiriyle bütünleştirir ve tecezzî kabul etmez bir ‘kül’ (bütün) hâline getirir.
İslâmî düşünce açısından mâbette zengin-fakir, beyaz-siyah, soylu veya soylu olmayan ayırımı yapılmamıştır. Herkes orada açık-kapalı her yanıyla en iyi şekilde duyulup hissedilmiştir ki; âlemşümûl kardeşlik duygusunun ilk temrinlerinin yapıldığı bu kutlu mekânın tesirini bir başka yerde duyup yaşamak mümkün değildir.
Bir Âlemşümûl Kardeşlik Örneği
Şanlı mazimizi incelediğimiz zaman, Kur’ân’ın tesis buyurduğu âlemşümûl kardeşliğin yüzlerce canlı misaliyle karşılaşırız. İşte o yüzlerce örnekten sadece bir tanesi:
Bir zamanlar, şarkta adı anıldığı zaman garptakinin ödü kopan aslanlar aslanı Osmanlı, yaralı ve mecruh kıvranırken, Batının bütün mütecavizleri onun başına üşüşmüştü ve onu bütün bütün tarihten silmek istediklerinde, İslâm’ın pek çok hakikî dostu onun için inlemiş ve onun ızdıraplarını paylaşmışlardı.
Evet, yaralı aslanın iniltisi bütün İslâm âleminde yankılanıyor ve onun imdadına koşmak için herkes elinden geleni yapmaya çalışıyordu. İşte bu samimî dost dünyadan biri de Hindistan’dı.
Dipnotlar
- 20 Hucurât sûresi, 49/10.