İçeriğe geç

İkinci olarak, onlara göre, beşerin çeşitli safhalardan geçerek cebrî determinizma gereği varacağı nokta, proletarya hâkimiyetidir. Bu mesele de daha Devr-i Risaletpenâhî’de (sallallâhu aleyhi ve sellem) âyât-ı beyyinâtla haberi verilen ve bu haberlerin doğru çıkmasıyla bir yalan olarak yine onların yüzlerine vurulan bir meseledir. Kur’ân-ı Kerim’de:

“O Allah ki, şânı yüce peygamberini hidayet ve din-i hakla gönderdi. Ta o, bütün dinlere galebe çalsın.”16 buyrulmaktadır.

Bu âyetler nazil olduğunda henüz bir avuç Müslüman vardı. Ama bu bir avuç Müslümanın sahip çıktıkları din sayesinde, diğer bütün dinlere galebe çalacakları bir bişaret olarak haber verilmekteydi. O gün de sömüren ve sömürülen bir kitlenin bulunmasına rağmen âyette işçi ve ezilen sınıfın hâkimiyetinden değil, inanan insanların hâkimiyetinden bahsedilmekteydi.

Kur’ân-ı Kerim’in haber verdiği bu hâkimiyet, ilk defa Mekke fethiyle tahakkuk ettiği gibi, tarihin değişik devirlerinde de hep tekerrür etmiştir ve gelecekte de tekerrür edeceğine inanmaktayız. Zira Müslümanların ve salih kulların yeryüzüne vâris olacağı hususu, Cenâb-ı Hakk’ın vaadidir.

Tarihî maddecilik ise, bugün o büyük iddialarıyla birlikte bir bitme süreci yaşamaktadır. Evet, hiçbir zaman hedeflenen husus tahakkuk etmemiş ve bir proletarya hâkimiyeti gerçekleşememiştir. Öyleyse onun iddia ettiği ‘sınıfların tekâmül seyri’ bir yalan ve safsatadan başka bir şey değildir ve zaten bütün hâdiseler de bunu göstermektedir.

225