Bu âyetler, beşerin Allah’tan başka ilâh olarak kabul ettikleri varlıkların perişaniyet ve acziyetlerini ifade bakımından eşsizdir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde: “Ben nefsime malik değilim.”8 buyurur.
Nuru, kâinatın yaratılışındaki kalemin mürekkebi, ilk ‘kün feyekûn’ emrinin mazharı Hz. Muhammed de (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine malik değilse, hiç kimse kendine malik değildir ve olamaz. O hâlde her şey, Malikü’l-Mülk olan Allah’a verilmelidir.
Zaten her şeyi kuran, tanzim eden Zât, mülkü başkasına havale edip başkasının gereksiz müdahalesine de imkân vermez. Kurduğu âhengi başkalarına, hele nâdân ve cahillere kat’iyen bozdurmaz.
Hâsılı, Allah Malikü’l-Mülk’tür. Kıyamet gününde, “Bugün mülk kimindir? Vâhid ve Kahhâr olan Allah’ındır.”9 buyrulacağını haber veren işte bu âyet de, hâkimiyet hakikatinin inkâr edilemez ayrı bir delilidir.
b. Diğer Sistemlerde Hâkimiyet
Bizler, Cenâb-ı Hakk’ın hâkimiyetine kayıtsız ve şartsız iman ediyor; bu inancı, bu itikadı da iktisadî hayatımızın temeli ve esası olarak değerlendiriyoruz.
Aslında bir Müslüman için böyle bir itikat elzem ve zarurîdir. Evet, Müslüman, inancında sadık ise buna böyle inanır ve kalbinde aksi bir düşünceye de zerre kadar yer vermez. Bu sebeple biz, diğer sistemlerle bir kıyas yapabilmek için bu konu üzerinde ısrarla durulması gerektiğine inanıyoruz.
İleride görüleceği gibi, ‘hâkimiyet’ mevzuu, diğer sistemlerde farklı değerlendirmelere tâbi tutulmuş en bulanık meselelerden birisi olmasına karşılık, bizim için bu mesele durulardan daha duru bir berraklığa sahiptir.
Şimdi burada, sadece bir mukayese olsun diye, diğer sistemlerin bu mevzudaki görüşlerine kısaca temas edip, ardından da İslâm iktisadının en birinci esasını teşkil eden ‘Allah hâkimiyeti’ meselesinin iktisadî hayat açısından değerlendirmesine geçeceğiz.
Dipnotlar
- 8 Bkz.: Buhârî, zekât 3; menâkıb 13; Müslim, iman 248-350; imaret 24; Tirmizî tefsir (26) 1-2.
- 9 Mü’min sûresi, 40/16.