Evet, Allah (celle celâluhu), Malikü’l-Mülk’tür. Mülkü dilediğinden alır ve elinden aldığı kimseyi zelîl kılar; dilediğine verir, verdiği kimseyi de azîz kılar. O, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır; geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Kışta bahar, baharda kış cilveleri gösterir.
Kâh olur insanların başına firavunları, nemrutları musallat eder ve onlara âh u vâh ettirir; kâh Mesih soluklu insanları sultan yapar ve herkese ferah-fezâ nefesler aldırır.
Bazen Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile güldürür, bazen da Ebû Cehil ile ağlatır ve inletir. Çünkü, mülk sahibi O’dur ve onu istediğinden alır, istediğine verir. O isterse bütün mahlukatı, bütün güç ve kuvvet kaynakları karşısında serfürû ettirir.
“Malikü’l-Mülk Sensin, mülkü istediğine verirsin.”4
Bu cümlelerle Allah (celle celâluhu), bizi muhatap olarak alma lütfuyla lütuflandırıyor ve bize, Kendisine, “Sen” deme imkân ve fırsatını veriyor.
Evet, içimizi, düşünce ve duygularımızı huzurunda şerh etmemiz, deşarj olmamız ve O yâr-ı vefâdarın huzuruna gelip, el-pençe divan durarak derdimizi O’na açabilmemiz mevzuunda O bize imtiyazlar bahşediyor.
Candan bir dost ve halîl olmanın ifadesi böyle bir ünsiyeti bize bahşeden Hz. Allah’a (celle celâluhu) binlerce hamd ve sena olsun! Bu mânâ ve muhtevayı destekleyici daha başka âyetleri de örnek alarak sunmamız mümkündür. Meselâ,
“Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah’ındır. İşler hep Allah’a varacaktır.”5
“Kendilerine ne zarar ne de fayda verebilirler.”6
“De ki: Ben kendime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahibim.”7
Dipnotlar
- 4 Âl-i İmrân sûresi, 3/26.
- 5 Hadid sûresi, 57/5.
- 6 Furkan sûresi, 25/3.
- 7 A’râf sûresi, 7/188.