İçeriğe geç

Buradaki مِنْ, teb’iz için olup insanlardan belli bir gürûha delâlet etmektedir. Bundan da anlaşılmaktadır ki, o dönemde nifak ve şikakı idare eden pek çok kimse varmış. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine-i Münevvere’yi teşrif buyurunca bir kısım Yahudilerin bütün ümniye ve kuruntuları boşa çıkmış ve Medine yoluyla Arap yarımadasında hâkimiyetlerini devam ettirmeyi düşlerken, kendi içlerinden çıkmasını bekledikleri hâlde Kureyş’ten çıkan bu sürpriz Peygamber, onların kuruntu ve plânlarını altüst etmişti. Bunun üzerine büyük bir sarsıntı geçiren bu kimselerin içinde çok inatçı bir gürûh teşekkül etmişti ki, âyet-i kerimedeki teb’iz ifade eden مِنْ ile, umumi mânâda sarsıntı geçiren bu topluluk içinde sağa sola gidip yalpa yapan, bir türlü yörüngesini bulamamış azınlığı teşkil eden bu münafık gürûh kastedilmektedir. Karşılaştıkları kimselere yalan söyleyip “Biz Allah’a iman ettik.” diyenler de işte bu azınlığı teşkil eden kimselerdir. Onlar, mü’minlerle karşılaştıklarında اٰمَنَّا diyorlardı ki, aslında burada küçük bir telmih vardı. Şöyle ki اٰمَنَّا’nın mâzi sigasıyla ifade edilmesinden anlaşılan, Kur’ân’ın işaret ettiği bu azınlık gürûh, bu yeni dine (İslâm’a) bid’at nazarıyla bakıyor ve içlerinden şöyle diyorlardı: “Biz çok önceden iman etmiştik, şimdi yeniden iman edecek hâlimiz yok.” Bunu derken de Nebiler Serveri’ni (sallallâhu aleyhi ve sellem) hafife alma ve reddi işmam eden bir üslupla söylüyor ve اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ “Biz Allah’a ve ahiret gününe (zaten) inanmıştık.” diyorlar; ancak bunun yanında Kitab’a inandıklarını da özellikle söylemiyorlardı. Zira onlar, Kitab’a inandıklarını söyleseler ya Tevrat’ı ya da İncil’i kastedeceklerdi. Fakat hem Tevrat hem de İncil, âhir zamanda gelecek Son Peygamber’i müjdeliyor ve O’nun vasıflarından bahsediyordu. Binaenaleyh Tevrat veya İncil’e inandıklarını söylediklerinde Kur’ân’a da inanmak zorunda kalacaklardı. Hâlbuki onlar, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Kur’ân’a inanmıyorlardı.

224