İçeriğe geç

الَّذِي خَلَقَكُمْ “O ki sizi yarattı.” Ubûdiyetin en büyük dâisi hilkattir. Veya ters çevirip şöyle de söyleyebiliriz. Hilkatin en büyük gayesi ubûdiyettir. وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât sûresi, 51/56) âyet-i kerimesi de bunu ifade etmektedir. Yani O yarattı ki siz de ibadet edesiniz. Öyleyse ibadet edin, çünkü sizi O yarattı.

وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ “Sizden evvelkileri yaratan da O’dur.” Onlar ve onlardan evvelkilerin hepsi geçip gittiler. Risaleler’de izah edildiği gibi çağlayan bir çayın üzerinde Güneş’in şualarıyla belirip kaybolan kabarcıkların yerini, arkadan gelenlerin alması türünden her şeye nikabını açıp cemalini gösteren sermedî bir Şems var ki, gidenler gidiyor, bu defa arkadan gelenler o cemal ile serfirâz oluyor. Aynen onun gibi, bütün tarih boyunca gelip giden beşerin inkıraza uğraması, yok olması neticede sizin de inkıraza uğrayacağınızı ifade etmektedir. İfade gelenin gideceğini, gidenin gelmeyeceğini, arkadan yenilerin gelip onların yerini alacağını, onların da sahneden çekileceğini ve bütün bu gelip gitmelerin, çalkalanmaların verâsında tebeddül ve tağayyürden münezzeh, müberrâ olan Allah’ın (celle celâluhu) sonradan gelmediğini ve gitmeyeceğini fakat daima var olduğunu; binaenaleyh hilkatin zimamının da O’nun elinde bulunduğunu; kulluk yapılırsa ancak böyle bir Mâbud-u Mutlak’a yapılmasının gerektiğini ifade etme adına ne kadar latif düşmektedir! Sizi ve sizden evvelkileri yaratması ve bununla sizi ubûdiyete davet etmesi, âyât-ı tekviniyeye karşı vazifelerinizi hatırlatmakla beraber Kur’ân-ı Kerim’e karşı da anlayışlı olup Allah’ı da saygıyla anmanızı istemesi, takva dairesine girmeniz içindir. İşte لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ifadesi de bu nükteye parmak basmaktadır.

444