وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ : Mutlak cem için olan وَ ile ifade edilen bu kelimeler, semavî bir hâdisenin çeşitli yönlerinden ikisinin adıdır. Gök gürültüsü anlamına gelen رَعْدٌ kelimesinin telaffuzunda da, kelime musikisi açısından gök gürültüsündeki ürperti ve titreme; gök gürlemesinde titreyerek çıkan havanın titreşimi ve bunun insanlarda bir ürperti hâsıl etmesi hissedilmektedir ki bütün bu fonksiyonların başka bir kelimeyle ifadesi imkânsızdır.
بَرْقٌ kelimesine gelince o, hemen çakan, parlayan, kaybolan ve süratli olarak parıltılar saçan bir ışık sarmalı, şimşek demektir. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) miraçta sırtına bindiği “Burak”[4] da –keyfiyeti ne ise– aynı kökten gelmektedir ki, sürat-i hareketinden, nuraniyetinden, gözünün gördüğü yere ayağını basmasından, ışık süratinde veya daha seri hareket etmesinden bu unvanla yâd edilmiştir.
يَجْعَلُونَ kelimesi, جَعَلَ – يَجْعَلُ’den malum bir muzâridir. Bu kelimenin çeşitli mânâları vardır: Yarattı, kıldı, yaptı demektir. Aynı zamanda Arapça yardımcı fiil nevilerinden “ef’âl-i şurû’”dandır; mesela وَجَعَلَ يَأْكُلُ “Yemeye durdu.” demektir. وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ بِسَاطًا (Nûh sûresi, 71/19) âyetinde olduğu gibi “ca’l” Allah’a da isnat edilir ki “Allah yeri size bir yaygı yaptı.” meâlindedir. Hazreti Âdem’in hilafetinin anlatıldığı âyetlerdeki إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَۤائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً “Hatırla ki, Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti.” (Bakara sûresi, 2/30) ifadesi ise, Hazreti Âdem’in yaratılmasını değil de, yaratılmasının neticesi hilâfetle serfiraz kılınmasını anlatır. Vâkıa جَعَلَ bazen sunîlik, yapmacıklık da ifade eder. Biz “Ca’lî bir surette işi şöyle yaptı-böyle yaptı.” deriz ki, bu öncekilerden farklı bir kullanım şeklidir.
أَصَابِعَهُمْ cemi’ bir kelimedir ve “onların parmakları” mânâsınadır.