مُصْلِحُونَ kelimesi if’âl babından أَصْلَحَ fiilinin ism-i fâilidir ve ifsadın tam zıddı bir mânâya gelmektedir. İfsatta; fesada verme, telef etme, akdi bozma, insanları birbirine düşürme, nifak ve şikak çıkarma gibi mânâlar söz konusu olmasına mukabil ıslahta, fesada sebebiyet veren hâllerin ortadan kaldırılması bahis mevzuudur. Lügatlarda ıslah kelimesine, “onarma, fitneyi fesadı izale etme, nifak ve şikakı kaldırma, bozuk düzeni ıslah etme, deformasyona maruz kalmış bir şeyi yeniden şekillendirme, reforma tâbi tutup eski hâline irca etme” gibi mânâlar verilmiştir. Ferdî, ailevî ve içtimaî zaviyeden daha başka mânâlar da melhuz olabilir.
Şimdi de kelimelerin ifade ettiği bu mânâlardan hareketle âyetin mazmununa bakabiliriz.
Evet, Kur’ân’ın beyanı vechile, o münafıklara: “Yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmayın, toplumun değişik kesimleri arasında kardeşlik rabıtalarını kopararak herc ü merce sebebiyet vermeyin ve ifsattan vazgeçin!” denildiğinde onlar: “Siz ne diyorsunuz! Bizler birer ıslahçıyız, yeryüzünden fitne ve fesadı gidermek suretiyle sulh-u umumiyi temin edip, değişik kesimleri birbirleriyle uzlaştıran ıslahçılar gürûhundanız.” derler.
Bu âyette emr-i bi’l-ma’ruf vazifesini yapmak için mü’minlere eğriyi-doğruyu gösterme adına nasihat edildiği gibi, onların karşısında bulunan ifsatçılar gürûhuna da aynı şekilde nasihat edilmekte ve fitne ve fesattan vazgeçmeleri istenmektedir; istenmektedir zira onların en bariz vasıfları fitne ve fesattır.
Fitne ve fesat, hayat-ı içtimaiyede bir semm-i kâtil (öldürücü zehir) hükmünde olduğundan, onun bertaraf edilmesi çok önemlidir.