Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Mekke’nin fethini müteakip Medine’ye dönerlerken Mekke valisi olarak Attab İbn Esîd’i tayin buyurmuşlardı. Faizin haram kılınmasından sonra Mekke’deki bazı oymaklar Attab’a gelmiş ve İslâm’a girmeden önceki faiz alacaklarının tahsilini yapma hususunda ruhsat sormuşlardı. Hazreti Attab konuyu Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) yazmayı uygun gördü. Allah Resûlü cevaben, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve daha önceden kalan faiz alacaklarınızı da bırakın! Mü’min iseniz bunu yapın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah ve Peygamberi tarafından açılacak bir savaş ile karşı karşıya kalacağınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, ana paranız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.”270 âyetlerini de içeren bir mektup yazdı ve faizle ilgili bütün alacak vereceklerin bırakılmasını, inanan bir insanın artık faiz illetinden tamamen uzaklaşması gerektiğini, aksi takdirde Allah ve Resûlü’ne savaş açmış olacaklarını net bir dille bildirdi. Böylelikle bu tür düşüncelerin önü, şüpheye mahal bırakmayacak şekilde kapatılmış oldu.271 Bakara sûresi 275. âyetin karakteristik ifadelerinden, faiz yiyenlerin, canlarından bezmiş, sa’y etmediklerinden dolayı hayatlarından gayrimemnun, tufeyli gibi başkalarının sırtından geçindikleri için hep tedirgin ve aynı zamanda miskin kimseler olduklarını anlıyoruz. Dünyada böyle yaşayanların, ötedeki akıbetleri de ayniyet arz edecek, sarhoş gibi bir hayat yaşamanın neticesini, şeytan çarpmış gibi haşrolmakla acı acı yaşayacaklardır. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), misal âlemine ait bir tabloyu aktarırken kullandığı ifadeler de, bununla ilgili bize enteresan ipuçları vermekte, faizle iştigal edenlerin ahirette maruz kalacakları acı durumu dile getirmektedir.272