İçeriğe geç

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelen ilk vahyin ardından, üzerinin örtülmesini isteyip endişe izhar edince, Hazreti Hatice Validemizin O’nu teselli etme adına söylediği şu sözler çok manidardır: “Allah’a yemin olsun ki O Seni asla zayi etmeyecektir. Zira Sen, akrabalarını ziyaret eder, hep doğru söyler, başkalarının yüküne omuz verir, yardım eder, misafir ağırlar ve sıkıntıya dûçar olanlara yardımcı olursun.”242

Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Habeşistan’a hicret için yola çıktığında yolda İbn Dağınne ile karşılaşır. İbn Dağınne ona, nereye gittiğini sorar. Hazreti Sıddık, “Kavmim bana eziyet edip, hayatı yaşanmaz hâle getirmekle beni Mekke’den çıkardılar.” cevabını verir. Bunun üzerine İbn Dağınne, “Nasıl olur! Allah’a yemin olsun ki sen, akrabalık bağlarını gözetir, ihtiyacı olanların imdadına koşar, güzel işler yapar ve herkese maddî-mânevî destek olursun. Geri dön, bundan sonra benim güvencem altındasın.” diyerek Hazreti Ebû Bekir’i Mekke’ye geri çevirir.243

Örneklerden de anlaşılacağı üzere, maddî-mânevî iyilik ve ihsanlar, Hak katında da halk katında da büyük değer ifade etmektedir. Her çeşidiyle sadaka ve zekât da bu iyilik yollarının başında gelmektedir.

m. Maddenin Esiri Olmaktan Kurtarır

Zekâtın başka bir faydası da, kişiyi maddeperestlik ağından kurtarmasıdır. Zaten İslâm, insanların sadece Yüceler Yücesi Allah’a yönelmesini, O’nun dışındaki her şeyin esaretinden sıyrılıp tevhide ermesini istemektedir. Şayet insan, maddenin hâkimi durumundayken onun mahkûmu olursa, yaratılış gayesinden sapmış sayılır.

142