Görüldüğü gibi zekât, fakirleri bir köşede unutulma bahtsızlığından kurtarıp aranan şahıslar hâline getirmektedir. Bilhassa cemiyet olarak zekât müessesesi işlerlik kazandığında –Ömer İbn Abdülaziz döneminde olduğu gibi– zekâtı kabul edecek şahıs veya müesseseleri bulma, büyük problemler arasına girecektir. Böyle bir ortamda fakir, zenginin peşinde dolaşmaktan kurtulacak, aksine zengin fakiri arar hâle gelecektir. Zira zenginin elinde hakkını vermesi gerekli bir malı vardır ve bunu ancak vasıfları onu almaya müsait kimselere verebilecektir.
Zenginin nazarında fakir, Allah’ın verdiği mülkü yine O’nun istediği istikamette sarf etmeye sebep olduğundan dolayı, hayırla yâd edilir bir keyfiyet ve mertebeye ulaşacaktır.
e. Kıskançlıktan Korur
Bir tarafta fakir ihtiyaç içinde kıvranırken, diğer tarafta zenginin lüks bir hayat yaşaması, çok defa fakirlerin kıskançlık damarlarının kabarmasına sebep olur. Daha ileri safhada bu, zenginlere duyulan kin ve nefrete dönüşür. Buna bir de zenginin maddî imkânları itibarıyla kendisinden aşağı seviyede olan kimselere yüksekten bakması ve onlara insan olarak değer vermemesi eklenirse, arada telafisi mümkün olmayan uçurumlar meydana gelir. Neticede bu durum, fakir kesimde servet düşmanlığı şeklinde kendini gösterir.