لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا إِذَا مَا اتَّقَوْا وَآمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَآمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَأَحْسَنُوا وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
“İman edip amel-i salih içinde olanlara, Allah’ın yasak ettiği şeylerden kaçınarak iman ettikleri ve güzel işler yaptıkları, sonrasında da çirkin şeylerden sakınıp iman ettikleri, günahlara karşı tavır alıp, yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde, (haram kılınmadan önce) yiyip içtiklerinden dolayı günah yoktur. Allah, ihsan sahiplerini sever.”268
Yasaktan önceki uygulamaların durumu böyledir. Ama bundan sonrası için yapılacak şey, Cenab-ı Hakk’ın hükmüne tabi olmaktan başkası olamaz. Bununla ilgili olarak müfessirlerin,
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
“Ey iman edenler! Ribadan geriye kalanı bırakın. Eğer mü’minseniz böyle yapın!”269 mealindeki âyetin sebeb-i nüzûlü olarak zikrettikleri şu hâdise oldukça dikkat çekicidir:
171