İçeriğe geç

Kur’ân’da faiz yasağı ele alınırken onun karşısına hep Allah yolunda infak, zekât sadaka konmuştur. Faizle alakalı âyetler hep infak ayetlerinin arasında gelmiştir. Kur’ân’da faizden bahsedilmeden hemen önce, bahis esnasında ya da hemen sonrasında hep infak vurgusu vardır.254 Bundan anlıyoruz ki bu iki şey birbirinin rağmına gelişir, birbirinin mukabili, zıddı, alternatifidir. Faizin çaresi yani bir toplumdan faizi kaldırmanın yegâne vesilesi, insanları Allah için vermeye, başkalarına iyilik yapmaya, başkaları için yaşamaya, ahireti dünyanın önünde tutmaya alıştırmaktır. Tersten söyleyecek olursak, bir yerde infak, sadaka, zekât müessesesi yoksa orada faiz gibi, tefecilik gibi cemiyeti temelinden sarsacak problemlerin olması kaçınılmazdır.

Nâzil olduğu dönemde yaygın olan bu illetten mü’minleri kurtarmayı hedefleyen Kur’ân, bunu, tedrîcîlik prensibine uygunluk içinde yapmış, insanlığı bu illetten kurtaracak ahkâmı dört merhalede vaz etmiştir.

1. Merhale: Faizin haram kılınmasına giden süreçte ilk adım daha Mekke devrinde atılmıştır. İlk olarak, Mekkî sûrelerden olan Rum sûresinde, fazla mülk elde etmek gayesiyle yapılan faizli muamelelerin, aksi netice vereceği söylenmiş, bu hususta zekâtla mukayese yoluna gidilmiştir:

وَمَا آتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُو عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا آتَيْتُمْ مِنْ زَكَاةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ

“Başkalarının parasının içinde artsın diye faizle verilen paranın Allah katında bir artışı olmaz. Ama Allah’ın hoşnutluğunu dileyerek zekât verenler var ya, işte asıl artan mal, onların malıdır.”255

Evet, faize yatırılan mal, zahiren artıyor gibi görünse bile aslında bereketi olmayacağından noksanlaşacaktır. Zira Allah, onun bereketini almış, mal sahibi farkına varsın veya varmasın, rahat yaşayayım derken kendi rahatının temeline dinamit koymuştur.

159