İçeriğe geç

“Allah, faizle geleni yok eder, sadakaları ise artırır, bereketlendirir. Allah, günahkâr ve inkârcıları sevmez. İman edip yararlı işler işleyen, namaz kılan ve zekât verenlerin mükâfatları Rableri nezdindedir. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve daha önceden kalan faiz alacaklarınızı da bırakın! Mü’min iseniz bunu yapın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah ve Peygamberi tarafından açılacak bir savaş ile karşı karşıya kalacağınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, ana paranız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.”259

Görüldüğü gibi son âyet-i kerime, faizli muamele yapmayı, Allah ve Resûlü’ne harp ilanı olarak değerlendirmektedir. Allah’a karşı harp ilan etmenin neticesi ise, O’nun rahmet ve mağfiretinden mahrum kalmaktır. O’na ilk isyan bayrağını çeken, başkaldırıp mübareze etmeye kalkışan, أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا “Balçıktan yarattığın birine secde mi edeceğim?”260 diyen şeytan olmuştur. Haddini bilmeden Allah’a karşı meydan okuma tavırlarına girmek, ancak şeytana yakışan bir fıtrat deformasyonudur. O, خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ “Onu balçıktan, beni ateşten yarattın.”261 felsefesinin arkasına sığınarak, kadr ü kıymeti yüksek ateşin, ayaklar altında hor ve hakir toprağa secde etmeyeceği diyalektiğine dayanıyor; kibir, enaniyet ve gururunun altında, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmasına davetiye çıkarıyordu. Neticede lanet damgasını yiyecek, hor ve hakir olarak rahmet-i ilâhiyeden ebediyen uzaklaştırılacaktı.

163