İçeriğe geç

Yine Güneş misaline dönersek: Güneş’ten her zaman bir kısım ışınlar geliyor ve bir cisim üzerinde değişik şeylere sebep oluyor. Bunun yoktan var olduğunu düşünelim. –Benzetmek gibi olmasın– Güneş’in şuaları farklı durumlara sebep olduğu gibi Cenab-ı Hakk’ın tecelli-i esmâsıyla yeni yeni şeyler meydana gelmektedir. Mesela, Güneş’ten gelen ışınlardan istifade etmek suretiyle ağacın kılcalları ile yukarıya doğru giden nem meydana gelmekte ve yine bu ışınlar yardımıyla bitkiler fotosentez yapmakta ve oksijen üretmektedir. Haddizatında her şeyi yaratan Allah’tır. Tabiatçılar gibi düşünürsek, “Güneş’ten gelen ışınlar neticesinde fotosentez meydana geliyor. Çiçekler, meyveler o sayede oluyor.” demek icap eder ki, bu takdirde hakikatin çok uzağına düşmüş oluruz. Aslında bütün bunlar esmâ-i ilâhiyenin tecellileriyle olmaktadır. Zira insanlar olarak bizim aşılamamız, tımar yapmamız çok küçük ve basit şeylerdir. Sofice ifadesiyle, eşya bir yönüyle feyz-i akdesten akıp gelen bir kısım nurlar ve sırlardan ibarettir. Bu, meşiet ve irade-i ilâhiye tahtında bir akıştır ve ukûl-u aşereye inanan felsefecilerin anladığı mânâda kör bir akış da değildir. Tekrar ifade edelim ki, eşya, nebâtâtın, ağaçların, meyvelerin, çiçeklerin başını okşayıp onlarda yeni ve farklı durumlar meydana getiren Güneş’in ışınları gibi, yoklukta varlık çizgileri çizen Cenab-ı Hakk’ın esmâsının tecellisinden ibarettir.

Binaenaleyh esmâ-i ilâhiye, yoklukta varlığın biricik sebebidir. Biz Ehl-i Sünnet, eşyanın hakikatini kabul ediyoruz, teslim ediyoruz fakat “Eşya O’nunla kâimdir.” diyoruz.184 Eşyanın varlığı izafidir ve Cenab-ı Hak’la kâimdir. Kayyûm olan yani her şeyi ayakta tutan O’dur (celle celâluhu). Her şey O’na dayanarak varlığını sürdürmektedir. Mevcudat, Allah’ın Zât’ından belli tecelliler şeklinde meydana geliyor ve irade de buna biçim ve şekil veriyor.

248