İçeriğe geç

Yaratma meselesinde “Hâlık” isminin farklı tecellileri vardır. Çok küçük ve basit görülen nesnelerin yaratılmasında da, çok yüce varlıkların yaratılmasında da “Hâlık” ismi, o nesnenin seviyesine göre tecellî etmektedir. Allah bu ismiyle atomda da, nebülözde de tecelli eder. Bunların her birisinin ince detaylarında da o tecelliyi görmek mümkündür; bir mikropta, bir partikülde, bir galakside… hemen her şeyde O’nun isimlerinin tecellisi söz konusudur. “Hâlık” isminin böyle en küçük varlıktan en devâsâ cisimlere kadar belki bin mertebede tecellisi vardır. Bütün esmâ-i ilâhiye “Hâlık” ismine kıyas edilince öyle şiddetli bir zuhur ortaya çıkar ki, bunun karşısında insan, derin bir zevk ifadesi olarak, “Her şey O’ndan ibarettir.” diyebilir. İşte her şey O’nun tecellisinden ibaret olan bir hakikat tablosuna bakıldığı zaman, bakan kişi de bu tecellinin içinde bulunduğundan bu şiddetli zuhur ve tecelliyi ihata edip kuşatamayabilir. İhata edemediğinden ötürü de tecelli eden Zât-ı Ecell-i Âlâ’ya muhtefî, perdeli, müstetir deyiverir. Bundan dolayı da hep esbap dairesi içinde bocalar durur. “Güneş’le küre-i arz arasında şu kadar mesafe, küre-i arzın şu kadar meyli, havada şu nispette oksijen, şu nispette karbondioksit vardır.” der ve Allah’ın (celle celâluhu) mülkü içinde O’nu tanımayı bu cüz’i dairedeki misallere bağlar ve bu parça parça tecellilerle Allah’ı anlatmaya kalkar.

236