İçeriğe geç

Esasen, temelde muamelata, aile muaşeretine dair meselelerde de nebilerin birbirine zıt gittiğini ve aralarında tehalüf olduğunu kimse iddia edemez. Hz. Âdem’in çocuklarının muvakkat durumuna ait hususî fetva istisna edilecek olursa, evlenilmesi yasak olanlar her dinde aynıdır. Tevrat’ta haram edilen evlilikler, İncil’de de, Kur’ân’da da haram kılınmıştır. Ancak bir kısım ibtilâ ve imtihanlardan ötürü bazı kimseler, muvakkaten bazı şeylerden mahrum bırakılmış; bazı kimseler de bir ceza ve tedip olarak bazı işleri yapmaya zorlanmışlardır. Aralarındaki ayrılık, teferruattadır, bu da gayet normaldir.

Hz. Âdem’den bu yana beşer tedricen gelişmiş ve kemale ermiştir. İnsan, aklî melekeleri, ruhî kabiliyetleri, hissî durumu kemale ereceği âna kadar bir kısım mükellefiyetlerden azade bırakılmıştı, zira Efendimiz’e kadar beşer bir bedavet hayatı yaşıyordu. Hatta Hz. Musa’ya kadar, bir araya gelip bir idari sistem ve bir devlet kurma müyesser olmamıştı. İnsanlık Hz. Musa’dan sonra kısmen bedeviyeti attı, fikri ve zihni ve mâşerî vicdanıyla medeni hayata yaklaştı.

Kabile ve klan hayatı yaşayan bir toplumla, devlet olma durumuna gelen toplulukların birbirinden farklı olması gayet tabiîdir. Bugün bunu sosyolog, ekonomist, filozof, ilâhiyatçı hiç kimse inkâr edemez. Beşer belli dönemler geçirmiştir, bu bir vâkıadır; ancak meselenin tafsilinde farklılıklara düşülebilir. Meselâ biri, feodalizmin doğuşu, arkasından kapitalizmin gelişi ve sonra da komünizmin, yani işçi diktatoryasının bunu takip etmesini normal görür ve cebrî determinizm düşüncesini savunur. Bu, yanlış veya doğru ama onlara göre bir izah tarzıdır. Esas mesele, beşerin tekâmül yolunda belli merhalelerden geçmiş olmasıdır.

2