İslâm, tevhidi getirmiştir. Şirkin, putperestliğin aleyhinde olmak ve aynı zamanda tevhidi delilleriyle anlatmak elimizdeki kitaplarda gördüğümüz gibi, tevhid düşüncesini şeytanın elinin uzanamayacağı yerlere yerleştirme adına bütün delilleriyle anlatmak, mesleğimizin muhabbeti demektir. Böyle bir sorumluluğumuz olduğu hâlde kalkıp meselâ, Hristiyanların, lehte veya aleyhte tarz-ı telakkileriyle meşgul olmak, Hristiyanlık dünyasıyla bizi karşı karşıya getireceğinden mahzurludur. Doğru olan, tevhidi, tevhidin mantıkîliğini anlatmak, dolayısıyla teslisin yanlışlıklarına dikkati çekmek ve Allah’ın üç olamayacağını mantıkî olarak anlatmak olmalıdır. Yoksa kuru bir düşmanlık ve mücerret taarruz, onlarla bizi faydasız bir şekilde karşı karşıya getirir. Hususiyle günümüzde inkârcılık, inkâr-ı ulûhiyet, ateizm yani Allah kabul etmeme düşüncesi, öyle korkunç bir düşmanlıktır ki, karşımızda bunlar varken Allah’a, peygambere ve geçmiş peygamberlere inanan kimseleri hedef almak, Müslümanlık adına yanlış bir mücadele tarzı olsa gerek.
İsterseniz meseleyi biraz daha hususileştirelim: Meselâ, biz Hanefî mezhebindeniz. Ben bir Hanefî olarak Hanefî mezhebini Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerinden üstün tutarım. Fakat böyle bir üstün tutma hissi, hiçbir zaman beni, İmam Şafiî, İmam Malik veya İmam Ahmed İbn Hanbel Hazretleri’ni tenkise sevk etmez ve etmemelidir de. Ben mesleğimin muhabbetiyle yaşar, Ebû Hanife’nin mesleğinin esaslarını ortaya koymaya çalışır, diğerlerinin hatalı gördüğüm yanlarıyla da hiç mi hiç meşgul olmam.