İçeriğe geç

İbn Abbas (radıyallâhu anh) bu mealdeki sözlerini bitirdiğinde Hz. Ömer’in birden gözleri parıldadı ve İbn Abbas’a yanına oturmasını söyleyerek ondan biraz önce sarf ettiği sözleri tekrar etmesini istedi. İbn Abbas sözlerini tekrar edince de, Koca Halife ona: “Mahşerde Allah huzurunda da böyle şehadet eder misin?” diye sordu. İbn Abbas “Evet” deyince de artık dünyalar onun olmuş gibi seviniyordu. Hz. Ömer’deki muhasebe duygusunun derinliğine ve kendini kontroldeki inceliğe bakın ki, daha dünyada iken Cennet’le müjdelenmiş olmasına rağmen, yaptığı şeylere değil; Peygamber’in amcasının oğlunun şehadetine değer vermektedir.

Hz. Misver’in naklettiği bir başka rivayette, Hz. Ömer yaralandığı zaman: “Vallahi yeryüzü dolusu altınım olsa idi, ötede Allah’ın azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verirdim.”40 der.

Evet, bu devâsâ kametler, müthiş bir muhasebe ve murâkabe duygusu içinde ve olabildiğine mütevazi bir hayat yaşamış, cihanın kapıları da ardına kadar kendilerine açılmış olmasına rağmen tavırlarında herhangi bir değişiklik olmamıştır. İhtimal, bir kere daha cihanın kapılarını zorlamak için onlar gibi yaşamak gerekecek. Zira her zaman aynı ağırlık, aynı güç ile kaldırılabilmiştir. Kanaat-i âcizanemce Ömer’lerin, Ebû Bekir’lerin yeniden tulû edeceği o mübarek, mübeccel ve mukaddes neslin müjdesiyle tüllenen şafak emareleri belirmeye başlamış sayılır. Ne var ki, ilkler gibi bugünkülerin de, kendilerini iman ve Kur’ân’a adayıp hak sevdalısı olmaları gerekmektedir. İşte o zaman ağlamalarımız dinecektir. –Gerçi ben, otuz-kırk senedir hem ümmet-i Muhammed hem de tâli’siz neslimiz için hep ağladım ama, yine de hakkıyla ağladığımı söyleyemem.–

44