İçeriğe geç

Günümüzün Müslümanı da başına gelen imtihanlarda ve kendisine terettüp eden meselelerin karşısında aynı sebat, dayanıklılık ve sabır içinde beklerse, Cenâb-ı Hak onu yalnız bırakmayacaktır. Zira O (celle celâluhu), hiçbir zaman kendisine tevekkül edenleri terk etmemiştir ve etmeyecektir. Binaenaleyh başımıza gelen her şeyin bir imtihan olduğunu düşünmeli ve bunlara karşı da sabretmeliyiz. Sıkılıp bunaldığımızda, başkasına değil Rabbimize sığınmalı ve Hz. Yakub gibi: إِنَّمَۤا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِۤي إِلَى اللّٰهِ“Ben sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum.”4 demeliyiz. Böylece dağınıklığımızı, perişaniyetimizi ve derbederliğimizi, yani kendimizi, tek şikâyet mercii olan Cenâb-ı Hakk’a şikâyet etmeliyiz.

Günde kırk defa “Ey rahmeti bol, din gününün Mâliki olan Allahım! Sana kulluk yapıyor ve bu hususta yardımı da Senden istiyoruz. Ne olur bizi doğru yola hidayet eyle! Nebileri, sıddıkları ve şehitleri hidayet eylediğin yola.” demekteyiz. İşte umum ağızlardan hepimiz adına çıkan اِهْدِنَا“Bizleri hidayete erdir!”5 tabiri, hepimizi sırat-ı müstakîme yani Efendimiz’in, Sıddık-ı Ekber’in, Faruk-u Âzam’ın, Zinnûreyn’in, Haydar-ı Kerrâr’ın ve onların arkalarındaki cemaatlerin uğrayıp geçtiği şehrâha hidayet talebini ifade etmektedir. Bu kadar umumî olan dua, binlerce dua olarak bizim doğru yolu bulmamıza sebep olacaktır ve olmaktadır.

5