Evet, bütün bu mülâhazalara dayanarak diyebiliriz ki, ferden ferda her insanın bir sahabi kadar cehd ve gayreti varsa Allah onlar için hususi mahiyette bir Ömer, bir Ebû Bekir yaratır ve bunda hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Ama o kadar bir cehd ve gayretleri yoksa o zaman da kendi oluşumlarının üstünde daha üst bir şey beklemeleri, uyumsuzluk talep etmeleri demek olur. Başka bir ifadeyle onlar ruhen serazad, çakırkeyf ve cismaniyetlerine yenikse başta Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir gibi insanlar da olsa genel bir uyum olmadığı için onların hayat anlayışları, hayat felsefeleri karşısında bunalıma girerler ve arada çarpışmalar, çatışmalar meydana gelir. Bence bu çok önemli bir meseledir. Bu açıdan da o ruh ve mânâya sahip olmayan insanların hâlihazırdaki durumu garipsememeleri gerekir. Zira durum tam bize göre.. her yanda yalan, tezvir, iftira, millet malını hortumlama ve daha bin türlü mesâvî… Sokaklar kirli, her tarafta kırk haramîler ve tabiî “Devletin parası deniz…” diyenlerin hadd ü hesabı yok. Hiçbirimiz bir kısım inhiraflardan hâlî ve fâriğ değiliz; az fırsat düştüğü zaman hemen başımız dönüyor, bakışımız bulanıyor, aynı anlayışa kayıyoruz.
Ve bu çerçevede onları başlarına musallat eden Allah’ın kendilerine zulmettiğini düşünmemelidirler. Kur’ân, “Allah size zulmetmez, siz kendi kendinize zulmediyorsunuz.”6 buyurur. Yani onları başınıza musallat eden sizlersiniz. Her ne kadar kader onları o makama getirmişse de sizin mesâvînize, kötülüklerinize bir ceza olarak getirmiştir. عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ“Öyle ise siz kendinize bakmalısınız.”7
Dipnotlar
- 6 Yûnus sûresi, 10/44.
- 7 Mâide sûresi, 5/105.