Bunu başka bir zaviyeden şöyle de değerlendirebiliriz; kötülükleri temsil eden insanların her biri kendi bâtılının esiri, kendi bâtılının azmışı, kendi bâtılının anarşistidir. İyilikleri temsil eden insanlara gelince, onların dayandıkları hak Allah ile, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile, Kâbe ile irtibatlıdır. Dolayısıyla hakka temessük eden herkes bu hakikatlere, başka bir ifadeyle “Artık kim tâğutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam tutamağa yapışmıştır.”1 âyeti ile ifade edilen hablü’l-metine, sağlam ipe tutunmuş olur.
Bu itibarla biz bütün bu hâdiselere bir taraftan bu nazarla bakar, diğer taraftan da “Belki hâlihazırdaki durum bizim günahlarımıza terettüp etmiştir, onu yaratan Allah olduğuna göre, izale edip yok edecek olan da yine O’dur, dolayısıyla her şeyden evvel biz, O’nunla irtibatımızı kavi tutmalıyız. Zira O’nun güç ve kudretiyle olmaz gibi görünen şeyler birdenbire oluverir; karlar erir, buzlar delinir, çiçekler açar ve her yer nevbahar olur. Yine o güç ve kuvvetle dünyadaki hasım güçler bozguna uğrar, en zayıf insanlar en güçlü hâle gelir.” der ve O’na yöneliriz.
Konuya şöyle de bakabiliriz: Bu kabîl karanlık tabloları bugüne kadar ne sadece biz görüp biz yaşadık ne de onlar olduğu gibi kaldı. İnsanlık tarihinde tarihî tekerrürler devr-i daimi içinde çok defa karanlıklara girildi.. girildi ancak hemen ardından aydınlığa çıkıldı. Meselâ İnsanlığın İftihar Tablosu’na tekaddüm eden yıllar belki günümüzden de karanlıktı. –O dönemi tasvir etmek konusunda ben çok defa hayâ ediyor, hicap duyuyorum.–
Âkif’in ifadesiyle:
Dipnotlar
- 1 Bakara sûresi, 2/256.