Bunu ehl-i hakikatin “fenâ fişşeyh”, “fenâ firresûl” ve “fenâ fillâh” mülâhazalarına veya “seyr ilallah”, “seyr fillâh” ve “seyr minallah” esaslarına da benzetebiliriz. Bunlara, insanın Allah’a doğru gitmesi, seyr u sülûkunu tamamlayıp o müntehâya ulaşması, O’nda fâni olduktan sonra dönüp başkalarını da O’na götürmesi diyebiliriz. Halk içinde Hak ile beraber bulunma, insanları Allah’a yükseltmek için onların içinde bulunduğu aynı anda Allah ile beraber olduğunun idrakinde olma keyfiyeti de diyebileceğimiz bu durum, bir nübüvvet cilvesidir.
Evet, sâlik, hayalini böyle yüce bir gayeye ve hedefe kilitlediği zaman, onun seyr u sülûk yolculuğunun sonu hiçbir zaman gelmeyecek ve bu mübarek yolcu, hep O’nu anma ve O’na yürüme sayesinde iman-itminan arası gelip gidecek ve hep huzur yudumlayacaktır. Bu durumu Cenâb-ı Hak şöyle belirtmektedir: “İyi bilin ki gönüller ancak Allah’ı anmakla huzur bulur ve oturaklaşır.”1 Evet, kalbler O’nu anışla huzura kavuşacaktır. Hele insan bir de O’na ait hususlar içinde benliğini tamamen unutup kendinden geçiverse, artık o, sadece hedeflediği şeyi düşünecek ve onunla oturup kalkacaktır. Buna mukabil, Allah’a götürmeyen bir yolda yürüyen ve kendisini yenileyemeyen kimseler ise kendilerinin dışına çıkamayacak ve bencilliğin dar mahbesinden kurtulamayacaklardır.
Dipnotlar
- 1 Ra’d sûresi, 13/28.