İçeriğe geç

İşte bunlar, müstesna ve mümtaz bir zümre oldukları için, bir insanın bunları Allah hatırına sevmesi çok mühimdir. Onlar Cenâb-ı Hakk’ın nezdinde bu kadar kıymetlidirler ve insanlar için hep bir yâd-ı cemil olarak zihinlerde yaşayacaklardır. Bunlara karşı saygı, dolayısıyla Allah’a karşı bir saygıdır. Meselâ “Efendimiz Allah’ın mümtaz bir kulu ve resûlüydü.” diyoruz. Dolayısıyla da O’na karşı bir muhabbet duymaya başlıyoruz. Biz, Hz. Hamza’ya karşı da derin bir saygı duyarız. Çünkü Seyyidinâ Hz. Hamza Resûlüllah’ı seviyordu ve bu sevgisi Allah’tan ötürüydü. Zira o, Efendimiz’le emsal idi; süt kardeşiydi, amcasıydı, çocuklukları beraber geçmişti ama aslanlara meydan okuyan işte bu insan, gururunu kırmış gelip Efendimiz’e inkıyat etmişti. Biz de gönüllerimizde din-i mübin-i İslâm’a hizmet etmiş ve bu davaya omuz vermiş herkese yaptıklarından ötürü alâka duyarız.

Meselâ, bize, Seyyidinâ Hz. Hamza Efendimiz Fizan’da zuhur etmiş dense, öyle tahmin ediyorum ki birçoğunuz, sanki hacca gidiyormuş gibi derin bir iştiyak ile onu görmeye koşarsınız. Bunun için yapılabilecek her şeye katlanır ve bu rüyayı gerçekleştirirsiniz. İşte bu sevgi Rabbimiz’den ötürüdür. Vâkıa bizde insanî kemalâta, olgunluğa ve eksiksizliğe karşı bir alâka vardır ama, bu alâka Hz. Hamza’ya, Hz. Ali’ye, Ka’kaa’ya ve Sa’d İbn Ebî Vakkas’a (radıyallâhu anhüm) duyduğumuz hayranlık gibi değildir. Biz bunları delicesine severiz. Ama bu muhabbet, Allah ve Resûlullah’tan ötürüdür. Binaenaleyh, insanlığın ayları ve güneşleri sayılan, eskilerin ifadesiyle bu kümmelîni (eksiksiz, kusursuz insanları) sevmek doğrudan doğruya Zât-ı Ulûhiyete karşı bir sevginin ifadesidir.

165