Umumî gelen musibetler, umumun günahı ve ihmali üzerine gelir. Bu ihmal ve günah, dinde olabileceği gibi, şeriat-ı tekvîniye dediğimiz, hayat kanunlarında da olur. Hakikat bu iken, günahkârı biliyormuşçasına, günahı bazılarına yüklemek ve nefsimizi temize çıkarmak, günahı ikileştirmek demektir. Felakete uğramış bir insana, o anda, “Bu, günahlarından dolayı oldu.” demek, çok defa onu tamamen küfre itmekle aynı mânâya gelebilir. Efendimiz, birinde bir hata gördüğünde, onu, onun yüzüne söylemek yerine, umuma konuşurlardı. Kaldı ki, arz edildiği üzere, umumî felaketler, umumun günahları üzerine geldiğinden, herkes, bilhassa mü’minler, Hz. Ömer tavrıyla, “Bu, benim hatalarımdan dolayı oldu.” demeli ve kimseyi suçlama cihetine gitmeden, tevbeye yönelmelidir.
Her davranışımız ıslah gayesi taşımalıdır. Hem dinî sahada, hem de şeriat-ı tekvîniye sahasında ıslah hareketine girişmek, fert fert muhasebede bulunarak, hatalarımızı tamir etmek, bu türden musibetlerin önünü alabileceği gibi, onları istismar etmek isteyenlere de fırsat vermeyecek ve toplumumuzda daha başka yaralar ve ayrılıklar açmak yerine, açılmış bulunan yaraların ve ayrılıkların kapanmasına hizmet edecektir.