Evet, hakikî imanı elde eden insan, yeryüzü bir bomba olup patlasa hiçbir endişe duymaz ve onu, bir icraat-ı ilâhî olarak hayranlıkla seyreder. İnsan, felâket karşısında hayatını kaybedecek bile olsa, bu da, onda bir korku meydana getirmeyecektir. Getirmeyecektir çünkü, bu hayat, ebedî hayatın sadece bir tarlası, kazanma yeridir. Sonsuz değildir ki, bizatihi gaye olsun. İster bir hastalık, ister bir felâket veya musibet, isterse bir başka sebeple mutlaka bitecektir ve onun bitme zamanı da, insan daha hayata gelirken kararlaştırılmıştır. İnsan için, bu dünya hayatına gelişi gibi, buradan ayrılış tarihi de önceden takdir edilmiştir ve değişmez. Asıl hayat, ahiret hayatıdır. İşte, bu inançtaki bir insan, dünyada başına gelen musibetleri, “Günahlarıma keffarettir veya derecemi artıracaktır.” diyerek, sabrın ötesinde hatta şükürle karşılar; “Ecelim seninle ise, ahirete gidiş biletim sen isen hoş geldin; benim şehit olarak gitmeme ve dolayısıyla ebedî saadeti kazanmama vesile olacaksın; yoksa, sen benim canımı alamazsın.” diyerek, kalb huzurunu seslendirir.