İşte bu hâliyle kabz, insanın kendisini salıvermesine mukabil, yed-i Kudret tarafından ikaz edilmesini netice verir. Allah, insanı kendine yöneltmek için ona kabz hâli verir. Bu aynen, bir annenin yanlış yere gitmesin, yanlış şey yapmasın diye çocuğunu engellemek için önce hafif tokatlayıp sonra da onu bağrına basması gibidir.
Böyle bir durumda yollar daralır, geçit vermez hâle gelir.. sebepler yavaş yavaş sukût eder.. İşte o anda insan bütün sebepleri hafızasından siler ve sebepleri elinde tutan Zât’a yönelir. Zaten o Zât’ın (celle celâluhu) maksadı da budur: İnsanı kendine yöneltmek. Bu gibi ahvalde eğer insan, başına gelenlerin hakikî sebebini anlayıp Cenâb-ı Hakk’a rücu edebilirse, maksat hâsıl olmuş demektir. Bu noktaya ulaşabilmek ise, kâinatta hiçbir hâdisenin tesadüfî ve gelişigüzel olmadığını anlama ve kavrama gibi bir şuur, bir idrak ister. Sekizinci Söz’de kuyuya düşmüş iki insanın durumu anlatılırken bu hususa işarette bulunulmuştur. Bu iki insandan biri vak’aların perde arkasını kurcalamaktan mahrumdur. Hâlbuki diğeri basiret ehlidir. Bu sayede de kendi kendine der ki:
“Bu işler pek tesadüfe benzemiyor. Sahrada koşarken arkama bir aslan takılıyor, kuyuya düşüyor ve bir ağaca tutunuyorum; ağacın kökünde beyaz ve siyah iki fare ağacı kemiriyorlar.. aşağıda bir ejderha ağzını açmış düşeceğim anı bekliyor.. yukarıda aslan dehşet verici hâliyle beni tehdit ediyor.. Omuz omuza vermiş bu hâdiseler asla rastlantı olamaz. Belli ki bütün bunlar beni bilen birisi tarafından daha önceden planlanmış ve benimle temsil ediliyorlar.”5
Dipnotlar
- 5 Bediüzzaman, Sözler s.37 (Sekizinci Söz).