İçeriğe geç

3. Bana göre en önemli sebeplerden biri de israftır. Evet, bugün bütün dünyaya israf hâkimdir. Tabiî ki, israfın hâkim olduğu yerde kaybedilmesi muhakkak ve mukadder olan bazı önemli dinamikler de olacaktır.. ve işte o dinamikleri yitirmek de dünyayı buhrandan buhrana sürüklemektedir. Eskiden insanlar “Kût-u lâ yemût”la yaşarlardı.2 Eskilerin aldıkları gıdadan, giydikleri elbiselere, ondan da kullandıkları eşyaya kadar bu her şeyde bir ölçüydü. Onlar, daha ziyade “gaye-i hayal”leri açısından, duygu, düşünce ve kültürleriyle zengin olmayı tercih ederlerdi. Bugün ise mesele tamamen tersine dönmüştür.

İsraf, Allah’ın nimetlerinin kadrini, kıymetini bilmeme, onları ulu orta saçıp savurma demektir. Zaten şimdilerde ona “savurganlık” diyorlar. Bir yerde israfın hayat bulması orada “kaht” denilen kıtlığın boy göstermesini de beraberinde getirir. Bu bazen bereketin kesilmesi şeklinde tezahür eder ki, Bediüzzaman Hazretleri bu meseleye temas ederken, aynı noktaya parmak basar ve “İktisat sebeb-i bereket, israf ise bereketin kesilmesine vesiledir.”3 der.

Dünyanın içinde bulunduğu buhranla ilgili sebepleri sıralayıp çoğaltmak mümkündür. Ancak, biz burada konuya başka bir zaviyeden yaklaşmayı düşündüğümüz için şimdilik bu sebepler üzerinde fazla durmayacağız.

Evet, dünya yeniden bir mânevî buhran arenasına itildi. Bu bir tarihî tekerrürdür. Ve zannediyorum meseleye tarihî tekerrürlerin mânâ ve mahiyetini kavrayarak yaklaşmak daha yararlı olacaktır.

Evet tarih, tekerrürlerle doludur. Ancak bu tekerrürler ayniyet içinde değil, misliyet (birbirine benzerlik) içinde cereyan eder. Aksi olsaydı aynı hâdiselerden ders alınır ve dolayısıyla da aynı yanlışlıklara girilmemiş olurdu. Hâlbuki tarihî tekerrürlerden ders değil ibret alınır. İsterseniz şimdi de, dünyanın içinde bulunduğu buhrana böyle bir anlayış perspektifinden bakmaya çalışalım.

2