İçeriğe geç

Meseleyi daha değişik bir yaklaşımla ele alacak olursak, hâdiseler bir doğru çizgi üzerinde cereyan etmez; her şey dairevî döner durur. Bugün birilerine bayram ise, yarın da başkalarına bayram olacaktır ki Ebû Süfyan Uhud’da bunu اَلْحَرْبُ سِجَالٌ sözüyle anlatmıştır.4 Tıpkı yer kabuğunda olduğu gibi, zirveler çökerek çukurlaşacak denizler meydana gelecek.. ve tabiî aynı anda başka bir yerde de zirveleşmeler oluşacaktır. Aslında içtimaî hâdiseler de hep böyle devam edegelmiştir.

Biz on sekizinci asırdan başlayıp her gün biraz daha hız ve tempo artırarak on dokuzuncu asra kadar sürekli başaşağı gelmiş ve yirminci asırda yerle bir olmuşuzdur. Şimdi, yirmi birinci asrın, bizim tekrar doğrulup zirveye tırmanış asrımız olacağı ümidini besliyoruz. Belki önümüzdeki asrın ilk çeyreğinden sonra, öyle parlak günler gelecektir ki, Osmanlı döneminde bile o ihtişama ulaşılmamıştır! Dediklerimiz ve diyeceklerimizi değişik bir ifade ile toparlayacak olursak:

İslâm devletinin kuruluşundan günümüze kadar, yer yer kesintilerle birlikte sık sık zamanın altın dilimi kuşağına girilmiş, din, hilâfet veya imamet (devlet idaresi mânâsında) esas alınmış ve devlet ona tâbi kılınmıştır. Bu dönemlerde, devlet bütün gücünü dinden almış ve onun rehberliğine sığınmıştır. Din devletin geçeceği yolları aydınlatan bir ışık kaynağı olmuş ve devleti yanılgılara düşmekten, çıkmazlara girmekten korumuştur.

5