İçeriğe geç

Suale gelince ben, soruda geçen “Raşid Halifeler’den sonra Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar’da “Din devlet içindir felsefesi hâkimdi” ifadesini mutlak mânâda doğru bulmuyorum. Yani ister Emevi idareciler, ister diğer devletleri idare edenler arasında, devlet felsefesini bu istikamette anlayanlar olmuş olabilir. Ancak, “Hepsi de böyleydi.” demek doğru değildir. Ve yine doğru olmayan bir diğer şey de, dini yüceltme gayesini sadece sahabe dönemine inhisar ettirmektir… Muaviye ve ötekilerin, bunlardan zalim bilinenlerin bile yaptıkları çok güzel şeyler vardır. Hele dikenlikte açan bir gül gibi o Emevi sülalesinin yüzünün akı ve iki buçuk sene gibi kısa bir zaman dilimine asırlık iş ve icraatı sıkıştıran Ömer b. Abdülaziz…

Diğer taraftan Harun Reşid de önemli bir şahsiyet.. Mehdi çok ileri seviyede bir simadır ki, o dönemde kendisine Mehdi nazarıyla bakılmıştır. Selçuklulardan Alpaslan, küçümsenmeyecek bir mücahid, Mehdi denebilecek çapta bir insandır. Keza Melikşah ulu bir devlet adamıdır. Ve yine bana göre Osmanlılar, Fatih cennetmekâna kadar sıra dağlar gibi hep zirve insanlarla devam edip gelmiştir. Hepsi de dâhî ve ileri seviyede insanlardır. Onlar hakkında Şecere-i Numaniye’de söylenenler elhak doğrudur. Sahabe-i kiram efendilerimizden sonra onlar, vazifelerini en iyi şekilde temsil etmiş kimselerdir. Fatih’ten sonra hafif iniş çıkışların olduğu doğrudur. Ancak, unutulmamalıdır ki, onların çukurları bile bizim başımızda kubbe gibi kalır.

3