Bu açıdan, ben şahsen devletin dine göre esas alınması ve devletin dinle irtibatlandırılması meselesini sadece Raşid Halife Efendilerimize bağlamayı doğru bulmam. Günümüzde Mevdudî gibi bazı kimseler, bu konuda, yani hilâfeti meliklikten ayırma mevzuunda biraz fazlaca hassasiyetleri, biraz Ehl-i Beyt’i aşırı iltizamları, biraz da Emeviler’e fazla yüklenmeleri sebebiyle zannediyorum –ben aslında bu gibi kimseleri de rahmetle yâd ediyorum. Çünkü Efendimiz: “Ölülerinizin güzel yanlarını anlatın!”2 buyuruyor. Ne var ki her sahada kalem oynatmış, dolayısıyla her sahada söz sahibi kabul edilmiş birinin daha dikkatli olması lâzımdır. Bir kere İslâmî ilimler çok engindir. Herkes her sahada bir mütehassıs gibi konuşmamalıdır– biraz ifratkâr davranıyorlar.. ve Ehl-i Beyt’i yükseltelim derken, İbn Teymiye ve Vahhabilerin bir kısmının yaptığı gibi Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e bilmeden zarar vermiş oluyorlar.
Ben şahsen meseleye ve bu meselenin arkasındaki düşünceye öyle bakmıyorum ve gün be gün yevmü’l-beter (her gün bir öncekinden kötü) düşüncesine kat’iyen iştirak etmiyorum. Nitekim yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, “Şecere-i Numaniye”de Osmanlıların gelip devleti sahabe gibi idare edeceklerinden söz ediliyor. Bu, Osmanlıların henüz tarih sahnesine çıkmadan önce ve ta Selçuklular döneminde söylenmiş bir sözdür. Demek ki, gün be gün yevmü’l-beter değil; bazı dönemlerde çukurlardan zirvelere yürünmesi de söz konusu olabiliyor.. ve inişleri çıkışlar takip edebiliyor. Zaten Kur’ân-ı Kerim’in, “tarihî tekerrürler devr-i daimi” adına söylediği söz de bunu teyit etmektedir: وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ“O günler… onları Biz insanlar arasında çevirir dururuz.”3
Dipnotlar
- 2 Tirmizî, cenâiz 34; Ebû Dâvûd, edeb 42.
- 3 Âl-i İmrân sûresi, 3/140.