Rasûl-ü Ekrem’e İcâbet
Evet, diriliş çağrısının asıl sahibi Hazret-i Vâhibü’l-hayat’tır; Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’s-salavâti ve etemmü’t-teslimât) ise, o davetin dellalı, duyurucusu, tebliğcisi ve tercümanıdır. Allah Rasûlü, nübüvvetinin gereği olarak bize her şeyden önce Cenâb-ı Hakk’ı zât-sıfât-esmâsıyla tanıtmış ve O’na karşı içimizde sorumluluk duygusu uyarmıştır; bu yönüyle o, bilinmezleri bildiren, idrak edilmezleri ruhlarımıza duyuran bir tarif edici ve bir muallimdir. Aynı zamanda, dinî hükümleri tebliğ, insanî değerleri talim ve ahlâkî esasları temsil yanı itibarıyla da, o, muvazzaf bir müşerri’dir. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, Kur’ân’ın mübhem kısımlarını tefsîr, mücmel yerlerini tafsîl, mutlak olan hükümlerini takyit, umumî olan kısımlarını da tahsîs etme gibi hususiyetleriyle tam bir kanun koyucudur.
Şayet, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun bu tercümanlığı ve teşrîi olmasaydı, biz kendi idrak ve anlayışımızla hiçbir dinî emri eksiksiz olarak anlayamaz ve uygulayamazdık. Mesela, Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de defaatle “namaz kılın” demiştir; fakat, namazın nasıl kılınacağını, tekbirin nasıl alınacağını, kıyamda ne yapılacağını, kıraat anında ne okunacağını, rükûa nasıl gidileceğini ve nasıl secde edileceğini ayrıntılı olarak anlatmamıştır. Bu meselelerin tafsilâtını, Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e bırakmıştır. Bu itibarla da, onun bu mevzuudaki şerh ve izahları olmasaydı, her zamanki mükellefiyetimiz olan namaz gibi bir ubudiyette bile şaşırır kalırdık. Ne zekâtı, ne nisâbı ve ne de edâ keyfiyetini kavrayabilirdik. Sünnet-i seniyyedeki ayrıntılı bilgiler olmasaydı, Kur’ân’da mücmel olarak zikredilen oruç ve hac gibi diğer ibadetleri de tam olarak bilemez, noksansız eda edemezdik. Allah Rasûlü, ayet-i kerimelerde umumî olarak zikredilen miras hükümlerini anlatırken, peygamberlerin mallarının miras olmayacağı ve katlin mirastan mahrumiyete sebebiyet vereceği gibi hususları tahsîs etmeseydi bu hükümleri de öğrenemezdik. Bu arada, yırtıcı hayvanların etlerinin haram edilmesi gibi Kur’ân-ı Kerim’in tek kelime ile dahi temas etmediği meseleler de vardır ki, Allah Rasûlü’nün teşrii olmasaydı onları hiç bilemezdik.
Bu itibarla, davet tek ve Cenâb-ı Hakk’a ait olduğu halde, “Allah’a ve Rasûlü’ne icâbet edin” denilerek, bir yönüyle Peygamber Efendimiz’in de müşerri’ olduğuna ve ilahî mesajın bize onun tarafından ulaştırıldığına işaret edilmesi pek latîftir.