İçeriğe geç

İnsanların ahirette mü’mince dirilmelerinin ve ebedî saadet va’deden bir hayata mazhar olmalarının te minatı, daha dünyadayken iman açısından diri olmaları ve hep canlı kalmalarıdır. Kendilerine bahşedilen hayat nimetinin kıymetini bilemeyenler, kalb ve ruh ufku itibarıyla hep ölü gibi yaşayanlar ve koskocaman bir ömrü heder edenler, haşir meydanına da cansız, ruhsuz, bitkin ve perişan bir halde getirileceklerdir. Burada diriliş şerbeti yudumlayanlar ise, ötede de sonsuz huzurun ilk adımı sayılan bir ba’sü ba’del mevte mazhar olacak ve dinç, zinde, canlı insanlar olarak Cennet’e yürüyeceklerdir. İşte, ötedeki o diriliş, daha buradayken Allah ve Rasulü’nün davetine icabet ederek canlanmaya ve Cenâb-ı Hakk’a karşı sürekli teveccühte bulunarak hep diri kalmaya bağlıdır.

İlahî Davet

Nitekim, Allah (Tebâreke ve Teâlâ), soruda işaret ettiğiniz ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ya eyyühellezîne amenüstecîbû lillâhi ve lirrasûli izâ deâküm limâ yühyîküm va’lemû ennellâhe yehûlü beynel-mer’i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn – Ey iman edenler! Size hayat verecek hakikatlere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Rasûlü’ne icâbet edin. Bilin ki, Allah insan ile kalbi arasına bir sütre gerer (dilediği takdirde arzusunu gerçekleştirmesini önler) ve yine bilin ki, siz dönüp O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal, 8/24)

Bu ilahî beyanda ilk dikkat çeken husus, “Allah’a ve Rasûlü’ne icâbet edin” denilerek Cenâb-ı Hakk’ın ism-i şerifinin yanı sıra Peygamber Efendimiz’in de anılmasıdır. Aslında, burada Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) teşrîfen ve tekrîmen zikredilmiş; böylece bir kez daha O’nun Hâlık-ı kâinat nezdindeki kıymetine vurguda bulunulmuştur. Zira, davet birdir ve Allah’a aittir. Zaten, ayet-i kerimede hem Cenâb-ı Hakk’a hem de Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’e icâbet istendiği halde, davet fiili tesniye (bir kelimenin iki şeye delâlet etmesi) sigası ile değil de müfret (tekil) olarak getirilmiştir.

226