Bir Kalbde İki Sevda
Rivayetlere göre, İbrahim Edhem (rahmetullahi aleyh) Belh’in prensiymiş. Bir gece, yumuşacık yatağına uzanmış yatarken aynı zamanda kendi kendine mırıldanıyormuş; “Allah’ım beni maiyyetinden mahrum etme; şu aciz kulunu Firdevs’inle şereflendir. Allah’ım, beni Peygamberine komşu eyle!..” türünden sözler söyleyerek dua ediyormuş. O sırada çatıda birinin yürüdüğünü fark etmiş, ayak sesleri duymuş. Hemen, “Kim var orada, sen kimsin?” diye bağırmış. Çatıdaki adam, “Merak etmeyin efendim; bir zarar verecek değilim, devemi kaybettim de onu arıyorum!” demiş. İbrahim Edhem, “Be adam, çatıda deve aranır mı?” deyince, aklını başına getiren şu cevabı almış: “A be sersem; sen Allah’ın maiyyetini yatakta arıyorsun ya!.. Peki yatakta Allah aranır mı, uzanmış yatarken Peygamber aranır mı!”
İşte, bu sözler İbrahim Edhem’e yetmiş. Demek ki, kalbi ölmemiş ve vicdanı felç olmamış bir insanmış; duyduğu bir iki cümle onu kendine getirmeye kifayet etmiş. O gün malı-mülkü, makamı-mansıbı elinin tersiyle itmiş, saltanatı terketmiş ve varıp Mescid-i Haram’a “cârullah” olmuş.
Aslında, “cârullah” tabiri, büyük bir dil üstadı, edebiyatçı, kelâmcı ve müfessir olan İmam Zemahşerî’nin (1075-1143) lakabıdır. Zemahşerî, Mekke’de Beytullah’ın yakınında uzun süre ikamet ettiği için “Allah’ın komşusu” manasına “Cârullah” unvanıyla meşhur olmuştur. Fakat, İbrahim Edhem de bir cârullahtır; çünkü, saltanatı arkada bırakıp Kâbe’ye koşmuş, câr-ı Belh olmaktansa, câr-ı Kâbe olmayı yeğlemiş; cârullah olmayı cârunnâs olmaya tercih etmiştir.