İçeriğe geç

İşte, Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer (radıyallahu anhüma), meseleyi Peygamber Efendimiz’in irşadı istikametinde Kureyş’in bu üstünlüğü zaviyesinden ele almışlardı. İslam’ı temsil etme meselesinde Kureyş’in itibar ve kredisini de değerlendirmeyi düşünmüş; insanların tabiatını da hesaba katarak Kureyş’in şan u şöhretini bu hususta kullanma ileri görüşlülüğünü sergilemişlerdi.

Aslında, onlar, Rasûl-ü Ekrem (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) Efendimiz’in “Size idareci olarak tayin edilen insan saçları kıvırcık, üzüm gibi siyahî bir köle dahi olsa, dinleyin ve itaat edin.” dediğini biliyorlardı. Tarihî gelenekleri itibariyle Kureyşli bir efendi için, siyahî bir köleye itaat mümkün olmasa bile, Efendimiz üstünlük iddiası gibi bütün Cahiliye adetlerini ortadan kaldırmak için gelmişti. Ayrıca, O’nun bu ifadeleri, “İmam mutlaka Kureyş’ten mi olacak, yoksa Habeşli bir köle de imam olabilir mi?” meselesine de cevap teşkil ediyordu. Demek ki, Habeşli bir köle de halife olabilirdi. Ne var ki, o zamanki şartlar ve konjonktür, –müslümanlar mutlaka kendisine biat edecek olsalar bile– Habeşli bir kölenin ya da Ensar’dan birinin bölgede hüsn-ü kabul ile karşılanmasına müsait değildi. Bunu herkes sezemese de Hulefâ-yı Raşidîn efendilerimiz, o engin ufuklarıyla meseleye yaklaşmış ve halifenin Kureyş’ten seçilmesi hususunda ısrar etmişlerdi. Bu itibarla da, onların bu talebi şahısları adına değil umum ümmetin maslahatı hesabına bir talepti.

7