İçeriğe geç

Bu itibarla, insan riyâsetin en küçüğüne bile asla tâlip olmamalı; şayet, başkaları tarafından öyle bir vazifeyle görevlendirilirse, o zaman da kerhen kabul edip emanet olarak ele aldığı o işin hakkını vermeye çalışmalıdır. İstemeye istemeye o işin altına girerken kendisini liyakatli görüp vazife tahmil edenlere, “Ben bu işin ehli değilim, ama ille de benim yapmamı istiyorsanız, bu vazifeyi kerhen üstleneceğim. Fakat, rica ederim, her zaman benim yanımda bulunun; yanlışlarımı hemen düzeltin. Bir kıblenümâ gibi bana doğruyu gösterin. Ne olur, kıblemi ve mihrabımı korumama yardımcı olun; beni tutun, destekleyin ve devrilip gitmeme müsaade etmeyin!” diyecek kadar mert olmalı ve öyle bir vazifeye razı olmayı şarta bağlamalıdır.

Haddizatında, insan böyle bir meselede kararı kendi tercihine değil de onun durumunu daha objektif değerlendiren ve meselelere daha bütüncül bir nazarla bakan kimselerin tayinine havale etmelidir. Kendisinin ne yapıp ne yapamayacağını dostlarının, büyüklerinin ya da âlî bir heyetin takdirine bırakmalı ve her türlü istihdama hazır olmalıdır. Aynı zamanda, onun belli bir vazifeyi götürebileceğine inanan ve onu istihdam eden insanların hüsn-ü zan edip yanılmış olabileceklerini de daha baştan kabullenmelidir. Evet, bir heyetin yanılma ihtimali ferdî kararlardaki yanılma nisbetine göre daha azdır; fakat, icmada da küçük çapta dahi olsa yanılma payı vardır. Dolayısıyla, kendisine bir iş teklif edilen insan, o takdirde bulunan kimselere hitaben “Hakkımda hüsn-ü zan edip beni bu vazifeye getirdiniz; ama şayet bu işi götüremediğimi görürseniz, vazife değişikliğini işaret etmekte lütfen gecikmeyin; ne olur beni kırmamayı değil, sadece hakkın hatırını gözetin; beni bu vazifeden almanız icap ederse sakın çekinmeyin. Nasıl ki bu işin altına sizin tayininiz, yönlendirmeniz ve iş’ârınızla girdim; aynen öyle de, küçük bir işaretinizle hemen ayrılabilir ve emaneti daha ehil birine tevdî edebilirim.” diyebilmelidir.

11