Makam Hırsının Akıbeti
Ebû Musa –radıyallahu anh– da idarecilik vazifesi talep eden bir insana Rasûlullah Aleyhisselâm’ın şu cevabı verdiğini rivayet etmiştir: “Allah’a yemin olsun ki, biz bu işe onu tâlep eden veya ona hırs gösteren bir kimseyi tayin etmeyiz.”
Evet, riyâset, onu isteyip delicesine peşinden koşan kimselere verilmez. Çünkü, riyâset talep eden kimsede hırs var demektir. Hırs ise, istediğini elde etmek için insanı bazı hakikatleri feda etmeye sevkedebilir. Onun için, siyasette bir yere yükselme, bir mevkî ihraz etme ve bir makam sahibi olma gibi tutkular, insanları çok defa bazı hakikatleri görmekten alıkoyar. Çünkü, yükselme sevdalısı kimseler, sürekli daha üst bir rütbeyi ya da makamı düşünür ve o anki kredilerini hep yarınları hesabına harcarlar; o sermayeyi sadece hakkı tutup kaldırma adına kullanamazlar. Kullanmak isteseler bile bir yerde durmak zorunda kalırlar; zira, bir taraftan vazifenin hakkını vermeye çalışsalar da, diğer taraftan da sürekli ferdî ikballeri için yatırım yapma hususunda kendilerini mecbur hissederler. Kalemin bir yanıyla hak ve hakikate hizmet yolunda bazı şeyler çizseler de, diğer yanıyla da şahsî istikballerini garanti altına alabileceğini zannettikleri hususlarla alakalı imzalar atarlar. Dolayısıyla, tam bir hizmet insanı olduklarını söyleseler de, bu takıntıları sebebiyle hep yarım bir insan olarak yollarına devam etmeye mahkumdurlar.
Oysa ki, insanın bir aklı ve bir kalbi vardır; bunlar ne kadar sâlim olursa olsun, şayet insan bunları böler, bir kısmıyla başka şeyleri peylemeye kalkarsa, sermayesinin bir parçasını başka yerlere sarfetmiş ve asıl gayesinden uzaklaşmış olur. Mesela; bir milletvekili bakan olmak ya da bir bakan başbakanlığa sıçramak arzusuyla yanıp tutuşuyorsa ve bu yolda bir kısım hırslara girmişse, tekyeden, zaviyeden hiç çıkmasa, sürekli halvetî yaşasa ve elinden tesbihini hiç düşürmese de, kalbinin ve aklının bir kısmını o türlü beklentilerle meşgul ettiğinden dolayı gerçekten önemli olan meseleleri gerektiği gibi ele alamaz, değerlendiremez. Her ne kadar “Biz hakka hizmet ediyoruz, Allah için çalışıyoruz” dese de, ileriye matuf herhangi bir beklentisi olan ve bir üst makama yürüme gibi bir hedefi bulunan böyle biri, bir kısım hesaplarını da o istikamette yapıyor ve adımlarını ona göre atıyordur; artık aklının ve faaliyetlerinin yarısını o işe emanet etmiştir. Dolayısıyla, o eksik bir adam sayılır ve hayatî bir meselede emanete ne derece riayet edeceğini sadece Allah bilir.