İçeriğe geç

O, “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”21, “Benim nezdimde sizin en sevileniniz ve kıyamet gününde yakınlığıma ereniniz ahlâkı en güzel olanınızdır.”22“İman bakımından en kâmil mü’min ahlâken en mükemmel olandır.”23gibi yüzlerce nurefşan beyanıyla bunu ortaya koyar ve bize edepli olmayı en yüce bir ufuk olarak gösterir.

Hususî mânâda bizler, genelde de bütün insanlık eğer bugün iyiyi-kötüyü birbirinden tefrik edebiliyorsak, bu, O’nun ufkumuzu aydınlatması sayesinde olmuştur.. şayet edepten söz edebiliyorsak bunu O’na borçluyuz.. hâlâ bazı kimselerde hayâdan bir eser kalmışsa bu da öz itibarıyla O’na aittir. Doğruluk, emniyet, iffet ve vefa hislerimiz üzerinde, O’nun sesinden, sözünden izler görmek ve göstermek mümkündür. Fena huylardan uzak durma, günahların öldürücü atmosferine düşmeme de O’nun hafızalarımızda yankılanan ışıktan beyanlarının tesiriyledir.

Bu sağlam kaynaklardan fışkıran edep düşüncesi, milletimizle farklı derinliklere ulaşmış ve insanımızda bir tabiat hâlini almıştır. Oturuşumuzda kalkışımızda, birbirimizle münasebetlerimizde, üslûp ve hitap tarzımızda, düşüncelerimizi nazmen ve nesren ortaya koyuşumuzda hep bu karakter göze çarpar. Biz onunla kendi gerçek rengimizi ifade ederiz. Aslında o, hakikî insan olmanın en önemli derinliği, bizi ulaşılmazlara ulaştıran sırlı bir helezon ve Allah’ın insanoğluna lütfettiği büyük bir armağandır. Milletimiz bu armağanın kadrini bildi; tavırlarını, davranışlarını bu anlayışa bağladı ve çok derin bir edep kültürü oluşturdu:

Biz birbirimize “Buyurun efendim!” der; “Evet efendim!”le saygımızı seslendirir; kendimizden bahsettiğimizde “bendeniz”le söze başlar, muhatabımızı “zat-ı âliniz”

121