üslûplarıyla seslendirir ve her zaman o kâmiller kâmili ufkundan Hakk’a niyaz ederdi. Yerinde Hazreti Mesih gibi soluklanır ve “Eğer onları (ümmetimi) cezalandırırsan, hiç şüphe yok ki onlar Senin kullarındır; şayet affedersen, Azîz ve Hakîm olan da Sensin.”9 diyerek ciddî bir edep tavrı sergiler; yerinde Hazreti İbrahim’in tazarru ve yakarışıyla inler, “Rabbim, o putlar insanların birçoğunu baştan çıkardı; gayrı bundan sonra kim benim yoluma girerse o bendendir, kim de başkaldırırsa o da Senin merhametine kalmıştır. Sen biricik Gafûr ve Rahîmsin.”10 ifadeleriyle içini döker ve Allah’a karşı duruşunda her zaman edepli olmaya fevkalâde ihtimam gösterirdi.
Aslında az dikkat edilse diğer peygamberlerin de aynı nezaket ve aynı incelik içinde oldukları görülecektir; onlar da Hakk’a teveccühlerinde, ibadet ü tâat ve diğer muamelelerinde hep edepli olmasını bilmiş ve olabildiğine saygılı davranmışlardır. Hazreti İbrahim’in, hastalıklarını verenin kim olduğunu bildiği halde, hasîs işlerin Zât-ı Ulûhiyete isnadından sakınma mülâhazasıyla “Hastalığımda O’dur bana şifa veren.”11 tarzındaki sözleri bir edep nağmesi.. Hazreti Musa’nın, aç susuz bir gölgeliğe sığındığında, “Yedir, içir, karnımı doyur.”, yerinde “Rabbim! Lütfedeceğin her nimete muhtacım.”12 şeklindeki beyanları bir saygı ifadesi.. Hazreti Âdem’in, maruz kaldığı o müthiş ilâhî kader ve kaza karşısında, “Hakkımda bu şekilde takdirde bulunup onu infaz ettin.” diyeceği yerde, “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer merhamet buyurup da kusurumuzu bağışlamazsan apaçık hüsrana uğrayanlardan oluruz!”13 türünden sızlanışları bir terbiye sesi soluğu.. Hazreti Eyyûb’un, maruz kaldığı musibetler
Dipnotlar
- Mâide sûresi, 5/118
- İbrahim sûresi, 14/36
- Şuarâ sûresi, 26/80
- Kasas sûresi, 28/24
- A’râf sûresi, 7/23