karşısında “Afiyet ver ve beni bu sıkıntılardan kurtar.” şeklindeki arz-ı hâle bedel “Ya Rab! Bana ciddî bir zarar dokundu, Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”14 mahiyetindeki iç çekişi de yüksek bir edep emâresidir.
Hâsılı, Hazreti Mevlâna’nın da ifade ettiği gibi Kur’ân bir baştan bir başa bütünüyle edeptir; Allah’a karşı edep, Peygamber’e/peygamberlere karşı edep ve derecesine göre herkese karşı edep.. Kur’ân’ın mü’minlere “O’nun beyan, karar ve uygulamalarının önüne geçmeyin!”15, “O’nun huzurunda sesinizi yükseltmeyin!”16, “O’na birbirinize hitap ediyor gibi seslenmeyin!”17 şeklindeki emirlerinin yanında; izin almadan huzurundan ayrılmama18, O’na itaati Allah’a itaat bilme19, Allah sevgisini O’na inkıyat etmeye bağlı görme20... gibi pek çok irşadâmiz fermanları da O’na karşı hep birer edep çağrısıdır.
Kur’ân atmosferinde edep, Hak’tan halka uzanan çizgide, seviye, vazife, misyon ve konum keyfiyetine göre kuşatıcı bir durum arz eder. Onun buyrukları ve irşadları çerçevesinde her mü’min bir edep insanıdır ve her insanın bu edep örfânesinden de mukadder bir payı vardır: Anne ve babaya karşı edep, Allah takdiri; ulemâya, ümerâya saygı, Kur’ân fermanı; hak dostlarına, hak yolunda olan idarecilere sonra bütün vatandaşlara hatta bir mânâda bütün insanlığa karşı saygı ve edep, kendi çerçevesinde Müslüman olmanın gereğidir. Kur’ân âlemşümul bu edebin dupduru biricik kaynağı, sözleri lâl ü güher İnsanlığın İftihar Tablosu da onun eşsiz temsilcisidir.
Dipnotlar
- Enbiya sûresi, 21/83
- Hucurât sûresi, 49/1
- Hucurât sûresi, 49/2
- Nûr sûresi, 24/63
- Nûr sûresi, 24/62
- Nisâ sûresi, 4/80
- Âl-i İmrân sûresi, 3/31