İnsanlığın İftihar Tablosu’na karşı edep, O’nun bizleri Allah’a götüren biricik rehber olmasının doğru okunup iyi değerlendirilmesi; O Zât’a itaatin Hakk’a itaat sayıldığının bilinmesi ve O’nun Allah’la münasebetleri örnek alınarak evvelen ve bizzat Cenâb-ı Hakk’a, ikinci derecede de O’na tahsis-i nazarda bulunulması; her konuda O’nun hedeflediği hususlar takip edilerek maiyyetine yürünmesi... gibi esaslarla seslendirilmiştir. Daha da açacak olursak: O, bir sorumluluk, bir murâkabe, bir temkin ve bir teyakkuz insanıydı; her hâliyle Hakk’ı hatırlatır; oturuşu, kalkışı, konuşması, sükûtu, ağlayışı ve gülüşüyle her zaman ötelerden, ötelerin de ötesinden neler ve neler aksettirerek hep ruhlarda derin bir heyecan uyarırdı. Kilitliydi Hak rızasına ve risalet davasına. O’nun bu konumu, Hak maiyyetinin yanında halkla beraber olmayı da gerektiriyordu. O, vazifesinin de bulunduğu makamın iktiza ettiği edebin de şuurundaydı. Hakk’a kulluğu ve O’na karşı derin vefasıyla yükseldiği gökler ötesi âlemlerde ulaşılmaz şahikalara ulaştı, âdeta beşerîliği bütün bütün aştı ama başı dönmedi, bakışı bulanmadı; hep O’na yürüdü ve mesajına emanet ümmetini diledi. Evet O, bu zirveler zirvesinde dahi “Gözü hiç mi hiç kaymadı, şaşmadı ve haddini aşmadı.”7 hakikatinin biricik kahramanı, en aşkın temsilcisi, “âyetü’l-kübrâ”nın da eşsiz okuyucusu ve yorumlayıcısı olduğunu ortaya koydu. Zaten Rabbi, O’nun hakkında “Şüphesiz Sen ahlâkın en yücesiyle serfirazsın.”8 diyerek, onu bir edep âbidesi olarak hatırlatmıyor mu?
O, mevcudâtın hulâsası ve enbiyanın da mustafâsı (özü, esası) olduğu gibi elindeki ferman da geçmiş kitapların âdeta bir zübdesi ve usâresiydi. O yüce kamet, peygamberâne hislerini selefleri olan enbiya-ı izâmın edep, saygı ve temkin edalı
Dipnotlar
- Necm sûresi, 53/17
- Kalem sûresi, 68/4