İçeriğe geç

tini ve bâtınını kavramak ve yaşamaktır. İbadetlerimizi eda ederken kalıpların ötesinde onların mânâlarını duyarak yapmaya çalışacağız. Namaz ne mânâ ifade ediyorsa, oruç ne mânâ ifade ediyorsa, hac ne mânâ ifade ediyorsa... bunları öğrenecek ve bu mânâları mülâhazaya alarak ibadeti eda edeceğiz. İşte ancak o zaman kulluğumuzu hakkıyla ifa etmiş sayılabiliriz. Mesele bu yönüyle kalbde olup bittiği için, bunlar ancak iç duruluğu ile ifa edildiği zaman bir kıymet ifade edecektir. Yaptıklarınızın Allah katına yükselmesi ve sizin de semalara pervaz edip terakki etmeniz, ancak yaptığınız iş ve ibadetlerinizdeki ihlâs ve samimiyetiniz ölçüsünde olacaktır. Yapılan bu formüllerin ruhu ihlâstır; ihlâs da ortaya konan her şeyin sırf Allah için yapılmasıdır. Namaz da, oruç da, hac da, zekât da... hepsi Allah için olursa bir değer ifade eder. Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bizi, şu kötü duruma karşı uyarır:

“Öyle bir zaman gelecek, ümmetimin zenginleri tenezzüh (seyahat) için, orta hallileri ticaret için, fakirleri dilenmek için, Kur’ân okuyanları da riya ve gösteriş için hacca gidecekler.”72

Hac, bütün günahları affettirebilecek büyük bir ibadettir. İnsanı anasından doğduğu gün gibi günahsız, tertemiz hâle getirir. Ne var ki onun bu semereyi vermesi, kulun ihlâs ve samimiyetine, duygularının hüşyar ve uyanık olmasına ve onun marifetullahtaki derinliğine bağlıdır. Duygu ve düşünceleri açık olarak menâsiki eda eden bir mü’min, –Allah’ın izni ve inayetiyle– günah yüklerini sırtından atmış olarak memleketine döner.

Marifetullah ufkuna ulaşmış gönlü aydın biri için, pek çok Müslümana nasip olmayan, pek çoklarına da ancak ömründe bir kere nasip olan bu büyük ibadeti gaflet içinde geçirmek ne büyük bir hüsrandır. Beş-on günlük bu uhrevî ticareti esnasında mü’min gözünü dört açmalı, bir ânını bile kaçırmadan

92