c. Taabbüdîlik
emrine vererek “Kur’ân aklîliği” düşüncesini geliştirmişlerdir ki, akıl için esas olan da budur.
Evet, eline bir kısım kıstaslar verildikten sonra onları değerlendirme ve yorumlama mevzuunda akla hak ve imkân bahşedilmelidir. Böylece ona götürebileceği bir yük yüklenmiş olur. Aksi takdirde tüm hakikatleri keşfetme, Hakikatü’l-Hakâik’a ulaşma gibi mevzuları yalnızca akla emanet edenler, akla hıyanet ettikleri gibi hakikate de hıyanet etmiş olurlar. Çünkü akıl, eşyanın zahire bakan yönünü ele almada fonksiyon eda edebilse de fizikî dünyanın ötesinde, hakikat-i esma, hakikat-i sıfât, hakikat-i ulûhiyet gibi insan boyunu aşkın çok büyük mevzularda onun tek başına söz söylemesi mümkün değildir.
c. Taabbüdîlik
İbadetlerde “taabbüdîlik” hâkimdir. Taabbüdîlik, sebebini aklımızla net olarak bilemeyeceğimiz meselelerde, hükmün sebebinin (şer’î ıstılahta “illet”) emr-i ilâhî olarak belirlenmesidir. Yani aklımızla ulaşamayacağımız bir konuda tek kıstas olarak Allah’ın emrini kabul etmek, Allah nasıl emrettiyse onu öyle yapmaktır. Misal vermek gerekirse, namazın günde beş vakit olarak farz kılınması.. öğle namazının farzının dört, akşam namazınınkinin ise üç rekat olması gibi konular taabbüdîdir. Aklımız bunlarla ilgili bazı hikmetlere açılabilse de bunların üzerine hüküm bina edemeyiz. Yapacağımız en doğru şey, Allah’ın emrine imtisal etmek, O nasıl emrediyorsa öyle amel etmek, Rabbimiz’e kulluğumuzu öyle sunmaktır.
Evet, ibadetler taabbüdîdir; yani onları Allah emrettiği için, O’nun istediği zamanda, O’nun gösterdiği şekilde ve O’nun rızasını kazanmak niyetiyle yaparız. Allah’ın yasakladığı şeylerden de sırf O yasakladığı için sakınırız. Kur’ân nasıl beyan etmiş, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve