b. İyi Bir Hayat Sürme
Ey Yemenliler siz de Yemen’e! Ey Iraklılar, ne duruyorsunuz, haydi Irak’a... ayrılın buradan!”90 Hazreti Ömer efendimizin ikazlarından da anlaşılacağı üzere, o kutlu mekânlar, mânevî olarak doyma, gönül kabını doldurma yeridir. Kabını dolduranlar, gönüllerindeki nuru dünyanın dört bir yanına taşımak için yollara koyulmalıdırlar.
İşin bir yönü de şudur: Mekân ne kadar mukaddes olursa olsun, insan bir yerde uzun süre kalınca oraya karşı içinde bir ülfet oluşabilir. Oraya ait renkler solar da, duygu ve düşünceler ilk günkü canlılığını koruyamayabilir. Aşkla-şevkle etrafında pervaz edip döndüğü Beytullah, nazarında zamanla normal bir yapı haline gelebilir. Böyle bir durum, mü’min için büyük bir handikaptır. Zira orada sevaplar katlanarak yazıldığı gibi günahlar da katlanarak yazılır. İnsan, ülfetten hâsıl olabilecek bir gafletle dünyevî mülâhazalara dalıp günahlara girebilir. Oranın gerektirdiği edebe her zaman riayet edemeyebilir. Bu sebeple, hacca dair vazifelerini bitirenler orada kalmayı düşünmemeli, Ebû Hanife mantığıyla, Kâbe’de kalıp Bağdat’ı özlemektense Bağdat’ta kalıp Kâbe’yi özlemeyi tercih etmelidir.
b. İyi Bir Hayat Sürme
Hac, ölü gönülleri dirilten, duygu ve düşünceleri canlandıran, insanın hayatına yeniden yön veren çok önemli bir ibadettir. İnsan daha yola çıkmadan bütün günahlarından arınmaya çalışır; herkesle helalleşir, üzerindeki hakları eda eder, tevbe eder öyle yola çıkar. Yani üzerindeki yükleri atmış olarak o mübarek beldelere gider. Eğer bu durumunu hacda da muhafaza edebilir ve menâsiki usûlüne uygun yerine getirebilirse, –Allah’ın izniyle– bütün günahlarından kurtulur.
Mü’min, hac sayesinde elde ettiği bu hâli hacdan sonra da sürdürme niyet ve kararlılığında olmalıdır. Kazandığı Allah’a
Dipnotlar
- Ebû Talib el-Mekkî, Kûtu’l-kulûb 2/203; Diyarbekrî, Tarihu’l-hamîs 1/124.