c. Hazreti İbrahim’le İrtibat Kurulur
rine itaat şuurunun karşısında bir şey ifade etmeyecektir. Bir süre sonra Rabbin emrine itaatteki zevki duyup hisseden kulun gözünde artık bütün zorluklar kolaylaşacaktır. Karşılaşılan sıkıntılar çoğu zaman görülmeyecek, görülse bile ehemmiyet verilmeyecektir. Zira artık o, bir melek gibi yaşamakta, melek gibi davranmakta ve melek gibi hissetmektedir.
İşte kul, haccını yerine getirirken bütün bunları mülâhazaya alacak ve haccın zorluklarını sırtında bir yük olarak görmeyecektir. Bazen aç-susuz kalacak, bazen yolunu kaybedecek, bazen kafilesinden ayrı düşecek fakat bütün bu ızdıraplar onun kalbine neş’e ve huzurdan başka bir şey getirmeyecektir.
c. Hazreti İbrahim’le İrtibat Kurulur
Hacca gitme, Kâbe’yi tavaf etme, menâsik-i haccı yerine getirme; millet-i İbrahim’den olan bizlerin, Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) ile kuracağımız irtibatın da ifadesidir. Biz, Allah’ın kulu, Hazreti Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetiyiz ve Hazreti İbrahim’in milletindeniz; yani onun nişanesi olmuş “hanîflik”in yani saf tevhid akidesinin temsilcileriyiz. Hanîfiz; akidemiz itibarıyla tertemiziz. Zira totem karşısında dize gelmedik, puta secde etmedik.. güneşin, ayın, yıldızların karşısında rükûa varmadık, secdeye kapanmadık.. asla ufûl etmeyen, batıp gitmeyen Vâhid ü Ehad olan Rabbimiz’e teveccüh ettik, yalnızca O’na kullukta bulunduk.
“Allah’ın dostu” mânâsına “Halilullah, Halilurrahman” unvanına sahip İbrahim (aleyhisselâm), putperestliğin yaygın olduğu bir ortamda neş’et etmişti. Ne var ki o, bunlardan hiç etkilenmemiş, kâinatı tarassut etmiş, güneşe, aya, yıldızlara bakmış ve bu varlıkların sahibinin ancak bunların dışında biri olması gerektiğini idrak etmişti. O, tek başına bütün kavmi-