“Allah’ın ve Resûlü’nün bize vaat ettiği şey doğru çıktı.” ve biz bugün onu müşahede ediyoruz.Allah’ın rahmet ve gufranı Ebû Eyyûb el-Ensârî’yle beraber bütün mücahitlerin ruhuna olsun.Muhterem Müslümanlar!Onların bu tehlikelere atılmasına sebep olan şey neydi?Neydi onlara hayatı istihkâr ettiren, hafife aldıran husus?Neydi evlad ü ıyali terk ettiren mesele?..Neydi o yaşlı mücahidi ata binmeye zorlayan ve o şekilde İstanbul önlerine kadar getirten düşünce?Ve neydi, “Beni düşman diyarına gömün.” dedirten hissiyat?Neydi acaba atların kişnemesinden duyduğu hazzın manası?Bütün bunların arka planında, inandığı bir saadet yurdunda Allah’ın rızasını kazanma ve Hazret-i Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), turfanda hurmalarla donatılmış mukaddes sofrasına oturma duygu ve düşüncesi vardı. Hazret-i Muhammed’le beraber olma, haşr u neşre inanma, öldükten sonra dirileceğine, ba’sü ba’de’l-mevt’e inanma, hakiki hayatın ve saadetin âhiret yurdunda olduğuna inanma, onları bu tehlikelere atılmaya zorlayan hususlardı. Zira insanlar, öldükten sonra dirilmeye inandıkları nispette tehlikelere göğüs gerer, meşakkatlere katlanır, hayatı istihkâr eder, önemsiz görürler. Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, saadet ve selamet intizar eden, fakat saadet ve selametin yolunu kaybeden, her biri ayrı bir vadide, bir tuğyan içinde bocalayıp duran neslimizi tarîk-i müstakime hidayet eylemek suretiyle darü’s-selâma ulaştırsın.Âmîn.
23 Kasım 1979, Merkez Camii, Bornova-İzmir