“İstanbul muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne yüce ne âl-i cenâb ne güzel kumandan, o büyük serdarı dinleyen asker de ne güzel askerdir.”10buyurmuştu. Herkes, Allah Resûlü’nün bahsettiği ordunun içinde yer alarak onun güzel bir askeri olmak, bu ordunun başına geçip o talihli serdar-ı azam olmak istiyordu.
İşte bu ordu içindi bütün heyecan. Bugün ata binmekte zorlanan o yaşlı insan, bundan yaklaşık kırk küsür sene evvel Medine farklı bir gün yaşarken, çiçeği burnunda otuzlu yaşlarında bir delikanlıydı. Hicret dediğimiz, İslam tarihine başlangıçlık yapan hadise gerçekleşmiş, Nebiler Nebisi Medine’yi şereflendirmişti. Allah Resûlü yerini yurdunu değiştirmiş, İslam devleti kurulmuştu.O gün Allah Resûlü’nün kutlu devesi Medine sokaklarında dolaşıyordu. Benî Saîd oymağının önünden geçerken zimam tutuluyor, “Bizde misafir ol yâ Resûlallah!” deniyordu. Deve ipini kurtarıp başka yöne yöneliyordu. Benî Hâris b. Hazrec’in önünden, Benî Beyâd’ın önünden geçerken her biri, “Bizde misafir ol yâ Resûlallah!” diye yalvarıyordu. Allah Resûlü ise, “Deveyi bırakın, o ne yapacağını bilir.” diyordu. Nihayet deve, Benî Neccâr b. Mâlik’in kapısının önünde çöktü. Deve burada çökünce keyfinden ne yapacağını bilemeyen bir delikanlı arz-ı dîdâr etti. Bu kişi, bizim Ebû Eyyûb el-Ensârî olarak bildiğimiz Halid b. Zeyd’di. Henüz bir iki sene evvel, Akabe’de Resûl-i Ekrem’in elini sıkmış ve “Gel yâ Resûlallah!” demiş yetmiş kişiden biriydi. Öyle can u gönülden davet etmişti ki, işte Allah Resûlü evine kadar gelmişti. O gün için Medine’nin garibi Aziz İnsan, Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin misafiriydi. Evliyken dul kalan, anne görmüşken yetim kalan, himaye görmüşken hâmisiz kalan o Kıymetli Misafir, Ebû Eyyûb’un alt katında kalmaktaydı. Bu yüzden Ebû
Dipnotlar
- Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/335; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 2/38; el- Hâkim, el-Müstedrek 4/468.