Eyyûb ne yapacağını bilememekteydi. Resûl-i Ekrem evin alt katında, kendisi ise çoluk çocuğuyla birlikte üst kattaydı. Resûlullah’ı gürültüleriyle rahatsız etmekten çok korkuyordu. Nihayet bir gün dayanamadı ve: “Ya Resûlallah! Af buyur, büyük hata ettik. Lütfederseniz üst kata çıkmanızı istiyoruz.” deyiverdi.. Allah Resûlü başta çıkmak istemedi. Ancak ısrarlar neticesinde üst katta kalmayı kabul buyurdu. Artık Allah Resûlü üstte, Ebû Eyyûb ise alttaydı. Allah Resûlü’nün mübarek ayağı Ebû Eyyûb’un omuzlarının üzerindeydi. Allah, Resûlü’nü misafir etme şerefine ermiş bu kutlu sahabiyi, yağız atların üzerinde şehadet şerbetini içmek üzere Anadolu’ya kadar gönderecektir. Ebû Eyyûb, hayatında cihattan dûr olmamış; Resûl-i Ekrem hayattayken Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te… heryerde bulunmuştur. Ağzından sık sık dökülen bir cümle vardı ki herkes onu duyardı:
ًاِنْـفِرُوا خِ فَافاً وَ ثِـقَاال
“Yaya olarak, ağır yüklü veya hafif yüklü, sahip bulunduğunuz imkânlarla Allah yolunda cihat edin, seferber olun.”
(Tevbe sûresi, 9/41)Neye malik iseniz onunla cihat edin.Nefsinizle, malınızla, canınızla Allah yolunda cihat edin.En çok söylediği söz bu idi. Hazreti Ali ile Muaviye arasındaki meselede de o, Hazreti Ali’nin tarafında bulunmuştu. Mesele sulhla bertaraf edilince fitneye sebebiyet vermemek için o da o tarafa biat edivermişti. Fitne olurum diye endişe ediyor, tir tir titriyordu. Bir gün İstanbul’u fethetmek üzere Yezid kumandasında bir ordu teşkil edilince bu orduya katılmayı arzu etti. Yetmiş küsur yaşındaydı. Seneler önceki hicret döneminin delikanlısı şimdi ata binecek güçte değildi. Ama ruhunda, cihat yapma,